Kendimi bildiğim zamandan beri Galatasaraylıyım. En eski hatırladığım mutluluk anı Manchester United ile 3-3 kaldığımız bir maçtı. Futbola ilgimi bu şekilde anlatabilirim sanırım. Ama bugün konumuz ne futbol, ne Galatasaray. Konumuz biraz daha derin.
Son zamanlarda fark ettiğim ve içten içe isyan ettiğim bir durum var. Madem içten içe isyan ediyorum, bu gözlemlerimi yazımda da paylaşmamda sakınca yok sanırım. Tribünlerdeki insanların büyük çoğunluğu rakip takımın (hakkı yenmesini önemsemeksizin) kaybetmesini, kendi takımının kazanmasından çok daha fazla istiyor. Karşı tarafın acı çekmesi, kendi mutluluğunun önüne geçmiş.
Ben de uzun süre böyleydim.
Ama bir gün şunu sordum kendime: Fenerbahçe kötüleşirse Galatasaray gerçekten büyür mü? Rekabetin anlamsızlaştığı, kalitesizleştiği, sadece birbirini aşağı çekmenin kaldığı bir ortamda iki kulüp ne olur?
Cevabı bilmek için alim olmaya gerek yok, olacak şey belli. İki takım da küçülür, kalitesizleşir, bozulur.
Bu soru beni çok daha geniş bir soruya taşıdı: Karşımdaki kim olursa olsun, eşim, rakibim, siyasi olarak karşımda durduğunu düşündüğüm biri; onu aşağı çekmeye çalışmak gerçekten beni yukarı taşıyor mu?
Hayatımda bir ölçüt kullanmaya çalışıyorum. Basit ama benim için çok belirleyici.
Bir davranış ya da hamle sadece benimle ilgili değilse, kendimi X, karşı tarafı Y olarak düşünüyorum.
X yukarı çıkarken Y de yukarı çıkıyorsa, bu en değerli davranış.
X yukarı çıkarken Y aşağı iniyorsa, bu değersiz. Bir taraf mutlu olurken diğeri mutsuz oluyor. Kazanılan her şey kirli.
Kendi kazancım var ama Y de aşağı çekildiyse, bu az değerli. Çünkü bir yerde birinin kaybından beslendim.
Ve ikisi de aşağı iniyorsa, bu yıkım.
Baktığımda çevremde en çok gördüğüm şeyin o sonuncusu olduğunu fark ettim. İki taraf da aşağı inerken, her ikisi de "kazanmaya" çalışıyor.
Konunun Felsefi ve Bilimsel Arka Planı
Felsefi Perspektif
Girard: Rakipler Birbirinin Aynası Olur
Fransız düşünür René Girard'ın mimetik teori dediği bir şey var. Rekabet eden iki taraf birbirine o kadar odaklanır ki zamanla birbirinin aynası haline gelir. (1*)
GS taraftarı FB haberlerini takip etmeye devam eder. FB taraftarı GS'nin kötü sonuçlarını kutlar. Her biri diğerinin ne yaptığını izlemekle o kadar meşguldür ki zamanla aynı şeyi yapıyor olurlar: nefret etmek. Farklı renklerle ama aynı duyguyla.
Benim için Girard'ın bu fikri şunu gösteriyor: Düşman ilan ettiğimiz şey bizi şekillendiriyor. Neye karşı olduğumuz, kim olduğumuzu belirliyor. Ve karşıya ne kadar odaklanırsak, o kadar ona benziyoruz.
Buber: Ötekini Nesneleştirmek
Martin Buber iki tür ilişkiden bahseder: Ben-Sen ve Ben-O. (2*)
Ben-Sen ilişkisinde karşımdaki tam bir insan. Kendi iç dünyası, korkuları, umutları olan biri.
Ben-O ilişkisinde ise karşımdaki bir nesne. Bir engel, bir araç, bir düşman.
Birini düşman ilan ettiğimiz an onu Ben-O ilişkisine taşıyoruz. Ve "O"ya yapılanın sınırı yok. Çünkü "O" artık tam bir insan değil.
Tribündeki karşı taraf taraftarı, o an için bir insan değil. Farklı siyasi görüşü savunan biri, o an için bir insan değil. Seninle rekabet eden eşin, o an için bir insan değil.
Bu bakış açısı her şeyi çözüyor gibi hissettiriyor. Oysa her şeyi mahvediyor.
Yin-Yang: Karşıtlık Değil, Tamamlayıcılık
Taoizm'de karşıtlar birbirini yok etmez, tamamlar. Karanlık ışığı, ışık karanlığı anlamlı kılar. (3*)
Galatasaray olmadan Fenerbahçe'nin ne anlamı var? Rakip olmadan zafer ne ifade eder? Din olmadan laikliğin, sağ olmadan solun tanımı nasıl yapılır?
Karşıtlar birbirini var ediyor. Sorun onların varlığı değil. Sorun, tamamlayıcıyı düşmana dönüştürmek.
Saf İyi, Saf Kötü Diye Bir Şey Var Mı?
İnsanlar hayatı çoğu zaman iki kategoride düşünüyor: İyi olan ve kötü olan. Sevilecek olan ve nefret edilecek olan. Tutulacak olan ve atılacak olan.
Ama hayat bu kadar net değil.
Nefret ettiğimiz şeyin bizi büyüttüğü anlar oluyor. Çok sevdiğimiz şeyin bizi küçülttüğü. "Kötü" dediğimiz deneyimin içinde taşıdığı bir bilgelik. "İyi" dediğimiz ilişkinin içindeki körleştiren noktalar.
Nietzsche bunu doğrudan sorguladı. "İyinin ve Kötünün Ötesinde" kitabında ahlaki yargıların mutlak olmadığını, kültüre, zamana ve güç ilişkilerine göre şekillendiğini söyledi. (4*) İyi ve kötü, evrensel gerçekler değil; bizim onlara yapıştırdığımız etiketler.
Jung ise bunu daha da içeriye taşıdı. Gölge kavramıyla şunu söylüyor: En "iyi" insanın içinde karanlık bir yan var. En "kötü" insanın içinde de aydınlık. Birini salt kötü, diğerini salt iyi ilan etmek, gerçeği yarım görmek demek. (5*)
Psikoloji de bunu destekliyor. Aaron Beck'in bilişsel çarpıtmalar teorisinde "ya hep ya hiç düşüncesi" denen bir kavram var: Her şeyi ya mükemmel ya berbat, ya dost ya düşman, ya iyi ya kötü olarak görme eğilimi. (6*) Bu düşünce biçimi gerçeği yansıtmıyor. Ama çok yaygın.
Ve tam da burada ayrışmanın tohumları atılıyor.
Rakibimizi salt kötü gördüğümüzde ondan öğrenecek hiçbir şeyimiz kalmıyor. Karşı görüşteki insanı salt yanlış gördüğümüzde diyalog kapanıyor. Eşimizi salt hatalı gördüğümüzde ilişki zaten bitmiş demek.
Benim için şu soru çok belirleyici hale geldi: Bu insanda, bu durumda, bu rekabette iyi olan ne?
Bu soruyu sormak, ikili düşünceyi kırmak için en basit ama en güçlü araç. Çünkü cevap her zaman bir şeyler çıkarıyor. Ve o şeyler hem bakışı hem de davranışı değiştiriyor.
Sonuçta şunu görüyorum: Bir şeyi iyi ya da kötü yapan çoğunlukla onun özü değil. Bizim ona nasıl yaklaştığımız, onunla nasıl etkileşime girdiğimiz, ona dair nasıl tercihler yaptığımız.
GS-FB rekabeti özünde ne iyi ne kötü. İki tarafın onu nasıl oynadığı belirliyor.
Bir evlilik özünde ne iyi ne kötü. İki insanın birbirine nasıl davrandığı belirliyor.
Bir inanç sistemi özünde ne iyi ne kötü. O inancın hayata nasıl taşındığı belirliyor.
Davranış ve tercih örüntüleri, etiketi belirliyor.
Herakleitos: Gerilimden Harmoni
Herakleitos şunu söylüyor: Karşıt güçlerin gerilimi uyumu yaratır. (7*)
Yayın kirişi gerildikçe ok uzağa gider. Gerilim yok olursa yay da işlevsiz kalır.
Sağlıklı rekabet, gerilimi yıkıma değil harekete dönüştürür. İki güçlü kulübün gerçek anlamda rekabet etmesi Türk futbolunu yukarı taşır. İki güçlü görüşün birbirini dinlemesi demokrasiyi güçlendirir.
Sorun gerilimin kendisi değil. Gerilimi nasıl kullandığımız.
Bilimsel Perspektif
Oyun Teorisi: Sıfır Toplamlı mı, Pozitif Toplamlı mı?
Oyun teorisi iki tür oyundan bahseder. (8*)
Sıfır toplamlı oyunda, bir tarafın kazancı tam olarak diğer tarafın kaybıdır. Pasta sabit, pay değişiyor.
Pozitif toplamlı oyunda ise pasta büyüyebilir. Her iki taraf da kazanabilir.
GS-FB rekabeti şu an hangisi? Eğer iki kulüp de birbirini aşağı çekmeye odaklanırsa Türk futbolunun pastası küçülüyor. Ama iki kulüp de birbirini yukarı taşıyacak bir rekabet anlayışı benimserse pasta büyür. Ve iki taraf da daha büyük bir pastadan pay alır.
Aynı soru, her ilişki için geçerli.
Gottman: İlişkilerde Yıkıcı Döngüler
John Gottman onlarca yıl boyunca çiftleri izledi ve bir ilişkiyi bitiren dört davranışı tespit etti: hor görme, eleştiri, savunmacılık ve duvar örme. (9*)
Bu dördünün ortak özelliği ne?
Hepsi karşı tarafı aşağı çeken davranışlar.
Hor görmek: "Sen değersizsin." Sürekli eleştirmek: "Sen yetersizsin." Savunmacılık: "Ben değil, sen." Duvar örmek: "Sen yoksun."
Gottman'ın araştırmaları aynı zamanda şunu da gösteriyor: Birbirini yukarı çeken çiftlerde hem bireyler büyüyor hem de ilişki. Rekabetin yerini karşılıklı destek aldığında, iki birey de daha güçlü hale geliyor.
Tajfel: Aşiret Psikolojisi
Sosyal psikolog Henri Tajfel'in araştırmaları rahatsız edici bir şey ortaya koyuyor: İnsanlar bir gruba dahil olur olmaz dış gruba karşı önyargı geliştirmeye başlıyor. (10*)
Buna minimal grup paradigması deniyor. Rastgele gruplara ayrılmış insanlar bile kısa sürede "biz" ve "onlar" ayrımı yapıyor.
Bu mekanizma kaçınılmaz mı? Hayır. Ama bilinçsiz bırakıldığında insanı tribüne, tarikata, partiye hapsolmuş bir varlığa dönüştürüyor.
Fark etmek, bu mekanizmanın dışına çıkmanın ilk adımı.
Ormanlar ve Mikorizal Ağlar
Suzanne Simard ormanlarda şaşırtıcı bir şey keşfetti: Ağaçlar toprak altındaki mantar ağları aracılığıyla birbirine besin paylaşıyor. (11*)
Güçlü ağaçlar zayıf ağaçları besliyor. Ana ağaç denen yapılar çevresindeki onlarca ağacı ayakta tutuyor.
Doğa rekabeti biliyor. Ama sıfır toplamlı oynamıyor. Güçlenen bir ağaç çevresini de güçlendiriyor. Çünkü çevresi çökmüşse o da uzun süre ayakta kalamaz.
Gerçek Problem
Birbirini Aşağı Çekenler
Bir çift düşünelim. İki eş sürekli birbirini geçmeye, kontrol etmeye, haklı çıkmaya çalışıyor. Her tartışma bir savaş. Her karar bir güç mücadelesi.
Kim kazanıyor?
İkisi de kaybediyor. İlişki küçülüyor. Ve zamanla iki birey de o küçülen ilişkinin içinde küçülüyor.
Aynı şeyi sahada görüyorum. Rakip takımın düşmesi için dua edildiğinde Türk futbolu zarar görüyor. Rakip zayıfladığında rekabetin anlamı da zayıflıyor.
Aynı şeyi toplumsal ayrışmada görüyorum. Dindar ateiste, ateist dindara şeytan olarak baktığında ikisi de o bakışın içinde küçülüyor. Sağ solu, sol sağı devre dışı bırakmaya çalışırken ikisi de daha kısır bir ülkede yaşıyor.
Hepsi aynı oyunu oynuyor. Hepsinin aşağı çekildiği bir oyun. Ve bu oyunun kazananı yok.
Çözüm Önerileri
Gelin canlar bir olalım, bu dünya kimseye kalmaz
Yine kendim için hazırladığım bu pratikleri sizinle paylaşmak istiyorum:
X-Y Testini Uygulamak
Bir karar vermeden ya da bir davranışta bulunmadan önce şu soruyu soruyorum: Bu hamle iki tarafı da yukarı mı taşıyor?
Sadece beni mi kazandırıyor? İkimizi de aşağı mı çekiyor?
Bu soruyu sormak, bir tepki vermeden önce durmayı gerektiriyor. "Ben kazanırsam karşı taraf ne oluyor?" diye sormayı. Alışkanlık haline gelince kararların kalitesi değişiyor.
Ötekini İnsan Olarak Görmek
Buber'den ilham alarak şunu deniyorum: Karşımdaki kişiyi bir nesne, bir düşman ya da bir karikatür olarak değil tam bir insan olarak görmek.
FB taraftarı da futbolu o kadar seviyor ki maça gidiyor. Farklı siyasi görüşteki biri de dürüstçe iyi bir gelecek istiyor. Seninle tartışan eşin de duyulmak istiyor.
Bu bakış açısı her şeyi çözmüyor. Ama her şeyi farklı bir zeminde başlatıyor.
Rekabeti Yeniden Çerçevelemek
GS taraftarı olarak şunu sormayı öğrendim: FB'nin iyi yaptığı şey nerede? Onların başarısından ne öğrenebilirim?
Bu soru kolay değil. Ego buna itiraz ediyor. Ama bu soruyu sorabilmek, rekabeti iki tarafı da yukarı çeken bir zemine taşıyor.
Aynı şeyi ilişkilerde de yapıyorum: Eşimin güçlü olduğu alan benim için bir tehdit mi, yoksa bir kaynak mı? İkimiz birlikte daha güçlü olabilir miyiz?
Sonuç ve Okuyucuya Mesaj
Birlik ile güç olur, ayrılık ile hiç olur.
Bu sadece eski bir söz değil. Her ilişkide, her toplumda, doğanın kendisinde yazılı olan bir yasa.
Ağaçlar bunu biliyor. Birbirini besleyen ağaçlar daha uzun yaşıyor.
Ama biz bazen unutuyoruz.
Rakibimizi aşağı çekmeye çalışırken kendi tavanımızı da alçaltıyoruz. Karşı tarafı düşman ilan ederken kendimiz de o savaşın içine hapsoluyoruz. Eşimizi geçmeye çalışırken aslında ikimiz de aynı yerden aşağı iniyoruz.
Ve karşımızdakini salt kötü, kendimizi salt iyi gördüğümüzde, gerçeği yarım görüyoruz. Bir şeyi iyi ya da kötü yapan çoğunlukla onun özü değil; ona nasıl dokunduğumuz.
Seçim şu: Hangi oyunu oynayacağız?
X↑ Y↑ mi, yoksa X↓ Y↓ mü?
Cevap basit görünüyor. Ama ego her seferinde başka bir cevap önerecek.
O cevaba inanmamak, belki de birliğin en küçük ama en önemli adımı.
Son olarak, bu yazının Ramazan bayramına denk gelmesi vesilesiyle tüm inanların bayramını kutlarım.
Bir sonraki yazıda görüşmek üzere. O zamana kadar sevgiyle kalın.
Kaynakça ve İlham Alınan Metinler
- Girard, R. - Günah Keçisi (Mimetik rekabet)
- Buber, M. - Ben ve Sen (Ben-O ve Ben-Sen ilişkisi)
- Lao Tzu - Tao Te Ching (Yin-Yang ve tamamlayıcılık)
- Nietzsche, F. - İyinin ve Kötünün Ötesinde
- Jung, C.G. - Dört Arketip (Gölge kavramı)
- Beck, A.T. - Cognitive Therapy (Ya hep ya hiç düşüncesi)
- Herakleitos - Fragmanlar
- Von Neumann, J. & Morgenstern, O. - Theory of Games and Economic Behavior (Oyun teorisi)
- Gottman, J. & Silver, N. - The Seven Principles for Making Marriage Work
- Tajfel, H. & Turner, J.C. - Social Identity and Intergroup Relations (Aşiret psikolojisi)
- Simard, S. - Finding the Mother Tree (Mikorizal ağlar)
