Değişirken Yalnızlaşmak: Eski Düzenin Sessiz Direnci

Geçen yazıda, tekrar eden hataların psikolojisinden, neden aynı kalıplara döndüğümüzden bahsetmiştik. Farkındalık oluştu, küçük adımlar attık, döngüyü görmeye başladık.

Ama geçen hafta şunu fark ettim: Biz değişmeye çalışırken, çevremiz değişmiyordu.

Ailemiz hâlâ bize "eski biz"miş gibi davranıyordu. Arkadaşlarımız hâlâ eskiden yaptığımız şakaları bekliyordu. İş arkadaşlarımız hâlâ eski rolümüze göre sorular soruyordu.

Biz telefonu elimize alıp aramaya çalışırken, karşımızdaki "sen nasılsa aramayacaksın" der gibi davranıyordu.

Bu açıdan konuya bakınca fark ettim ki: Sadece biz değişmeye çalışmıyoruz. Aynı zamanda başkalarının bizim hakkımızdaki beklentileriyle de mücadele ediyoruz.

Sartre'ın dediği gibi: "Cehennem, başkalarıdır." (L'enfer, c'est les autres) (1*) Ama belki cehennem, başkalarının bizim hakkımızdaki sabit fikirlerinde yaşamaktır.

Çünkü biz değişmeye çalışırken, onlar bizi eski yerimizde tutmaya çalışıyorlar. Bunu kasten yapmıyorlar belki. Ama sistem, dengeyi korumak ister. Ve çoğu insan, o denge bozulmasın diye farkında olmadan bizi eski halimize dönmeye iter.

İşte bu yazı, tam da bu görünmez girdabın anatomisine bakmak için.


Konunun Felsefi ve Bilimsel Arka Planı

Felsefi Perspektif

Sartre: Başkalarının Bakışı (Le Regard d'Autrui)

Sartre, Varlık ve Hiçlik kitabında çok rahatsız edici olduğu kadar doğru da bir şey söyler: Başkalarının bakışı, bizi nesneleştirir.

Bu ne demek?

Başkaları bize baktığında, bizi bir "şey" olarak görürler. Değişmeyen, sabit bir şey. Bir kategori, bir etiket, bir tanım.

"Sen şöyle birisin" dediklerinde, bizi o kimliğe hapsederler. Ve bu bakış, özgürlüğümüzü kısıtlar. Çünkü artık o kimliği belirleyen biz değil, onlardır. (1*)

Örneğin, ailede "erteleyici çocuk" olarak tanınmışsanız, bu sadece bir gözlem değildir. Aynı zamanda bir beklentidir. Ve her gün, bu beklentinin ağırlığını taşırsınız.

Benim için Sartre'ın burada hatırlattığı şey şu: Başkalarının gözünde bir imaj olmak, taş kesilmek demektir. Ve biz taş olduğumuz sürece, hareket edemeyiz.

Değişmek, başkalarının bakışına karşı çıkmaktır. Ve bu, sandığımızdan çok daha zordur.


Heidegger: "Das Man" - Herkes'in Diktatörlüğü

Heidegger, Varlık ve Zaman kitabında "das Man" diye bir kavram kullanır. Türkçeye "herkes" diye çevrilebilir, ama tam karşılığı yok.

"Das Man", kimse değildir ama herkesi kontrol eder.

"Herkes şöyle yapar." "Herkes böyle düşünür." "Bu normal değil, herkes şaşırır buna."

Bu "herkes", aslında toplumsal beklentilerin sesidir. Ve çok güçlüdür. (2*)

Çevremiz, bu "herkes"in temsilcisidir. Bize der ki: "Sen hep böyleydin, neden şimdi farklı davranıyorsun?"

Bu soru, masum görünür. Ama aslında bir uyarıdır: "Normal ol. Eski haline dön."

Heidegger'e göre, otantik olmak, "herkes"ten ayrılmaktır. Ama bu çok zordur. Çünkü "herkes" olmak, rahat ve güvenlidir. Kendin olmak ise, yalnız ve tehlikelidir.

Bana göre Heidegger'in hatırlattığı şu: Çevremiz bize "normal"i hatırlatır. Ve "normal" olmak, çoğu zaman eski olmak demektir.


Buber: Ben-Sen vs Ben-O İlişkisi

Martin Buber, ilişkileri iki türe ayırır:

Ben-Sen ilişkisi: Karşımızdakini değişebilen, özgür, açık bir varlık olarak görmek. O, şu an olduğu kişidir ve yarın başka biri olabilir.

Ben-O ilişkisi: Karşımızdakini sabit bir nesne, bir kategori olarak görmek. O, tanımlanmıştır ve değişmesi beklenmez. (3*)

Çevremiz çoğu zaman bizi "O" olarak görür.

"Sen erteleyen birisin." "Sen hep böylesin." "Sen asla değişmezsin."

Bu cümleler, bizi "O" kategorisine koyar. Sabit, değişmez, tanımlanmış.

Ama değişim için "Sen" olarak görülmemiz gerekir. Yani açık bir potansiyel olarak. "Sen şu an böylesin, ama yarın farklı olabilirsin."

Buber bize sorar: İnsanlar seni "Sen" olarak mı görüyor, yoksa "O" olarak mı? Biri değişebilir, diğeri değişemez.


Foucault: Normalleştirme ve Sosyal Kontrol

Foucault, toplumun nasıl çalıştığını anlatırken "normalleştirme" kavramını kullanır.

Toplum, "normal"i tanımlar. Bunun dışındaki her şey "anormal" kabul edilir. Ve insanlar, bu normalleştirme baskısıyla kontrol edilir. (4*)

Çevremiz de aynı şekilde çalışır.

Değişmeye çalıştığımızda, çevremiz der ki: "Sen normal değilsin artık. Eskiden şöyleydin, şimdi neden farklısın?"

Bu, bir soru gibi görünür. Ama aslında bir uyarıdır: "Normale dön."

Foucault'nun hatırlattığı şey şu: Değişmek, bazen "anormal" olmayı göze almaktır. Ve toplumsal baskı, bizi normale geri çekmeye çalışır.

Ama belki de asıl soru şu: Kimin tanımladığı normal?


Bilimsel Perspektif

Sosyal Rol Teorisi: Beklenen Davranışlar

Sosyal psikolojide "rol teorisi" der ki: Her birimizin toplumda, ailede, iş yerinde belirli rolleri vardır.

Aile içinde: "Erteleyici çocuk", "sorumluluk alan abi", "neşeli kız kardeş". İş yerinde: "Geç kalan", "her işi yapan", "sessiz olan".

Bu roller, sadece tanımlar değildir. Aynı zamanda beklentilerdir. İnsanlar bizden o role uygun davranmamızı beklerler. (5*)

Ve işin ilginç yanı: Bu roller, bir süre sonra otomatikleşir. Hem biz o role göre davranırız, hem de çevremiz bizi o role iter.

Rolü değiştirmek isterken, sadece kendi davranışımızı değil, aynı zamanda tüm sistemin dinamiğini de değiştirmeye çalışırız. Ve sistem, direnir.

Çünkü ben değişirsem, başkalarının da uyum sağlaması gerekir. Ve çoğu insan, değişmek istemez.


Aile Sistemleri Teorisi: Homeostasis

Murray Bowen'ın aile sistemleri teorisi, çok aydınlatıcı bir şey söyler: Aile bir sistemdir. Ve her sistem, dengeyi korumaya çalışır.

Bu dengeye "homeostasis" denir. (6*)

Sistem dengede olduğunda, herkes kendi rolünü bilir, işler öngörülebilir şekilde ilerler. Ama bir üye değişmeye başladığında, sistem sarsılır.

Ve sistem ne yapar? Dengeyi geri getirmeye çalışır.

Nasıl?

Bazen açıkça: "Neden böyle davranıyorsun? Eskiden böyle değildin." Bazen gizlice: Eski davranışları tetikleyecek durumlar yaratarak.

Bu, kasıtlı bir sabotaj değildir çoğu zaman. Sistem öyle çalışır. Değişim, sistemi rahatsız eder. Ve sistem, rahatsızlığı gidermeye çalışır.

Salvador Minuchin de benzer bir şey söyler: Aile terapisinde, bir kişiyi değiştirmeye çalışmak yeterli değildir. Çünkü aile onu eski haline geri çekecektir. Tüm sistemle çalışmak gerekir. (7*)

Benim için bu şu anlama geliyor: "Sen hep böyleydin" demek, aslında "lütfen eski haline dön, çünkü ben senin eski halinle nasıl yaşayacağımı biliyorum" demektir.


Sosyal Kimlik Teorisi: Grup İçi Beklentiler

Henri Tajfel'in sosyal kimlik teorisi der ki: Kimliğimizin bir kısmı, ait olduğumuz gruplardan gelir.

Aile, arkadaş grubu, iş yeri... Bunlar sadece çevre değil, kimliğimizin parçasıdır.

Ve grup, üyelerinden belli davranışlar bekler. Gruptan ayrı davranmak, grup dışı bırakılma riskini getirir. (8*)

"Sen artık bizden değilsin" korkusu, değişimi engelleyen en güçlü faktörlerden biridir.

Çünkü insan, ait olmak ister. Ve ait olmanın bedeli, bazen grup normlarına uymaktır.

İşte tam bu noktada çok zor bir seçim ortaya çıkar: Ya kendim olacağım ya da gruba ait olacağım. İkisini birden yapabilir miyim?


Sosyal Destek vs Sosyal Sabotaj

Araştırmalar gösteriyor ki, değişim sürecinde sosyal destek kritiktir. Destekleyici bir çevre, değişimi kolaylaştırır.

Ama paradoksa bakın ki, en yakınlarımız bazen en büyük sabotajcılar olabilir.

Neden?

Çünkü bizim değişimimiz, onları da değişmeye zorlayabilir. Ve çoğu insan, değişmek istemez.

Psikolojide buna "social undermining" - sosyal baltalama denir. İnce, bilinçsiz bir sabotajdır. (9*)

Örnek: "Nasılsa sen yapamayacaksın." "Sen hep böyleydin zaten." "Çok mu değiştin şimdi?"

Bu cümleler, masum görünür. Ama aslında birer iğnedir. Ve her iğne, değişim motivasyonunu biraz daha zayıflatır.

En acı yanı: Bunu yapanlar çoğu zaman farkında bile değildir. Bilinçsizce yapıyorlar. Ama etkileri çok gerçek.


Gerçek Problem ve Çözüm Önerileri

Gerçek Problem

Çevre Değişmezse, Ben Değişebilir miyim?

Sorun şu: Ben farkındalık kazandım, niyetim oluştu, küçük adımlar atmaya başladım. Ama etrafımdaki herkes hâlâ beni eski hâlimle tanıyor.

Ve bu, sanıldığından çok daha zor bir engel.

Çünkü birkaç şey oluyor:

1. Beklenti baskısı Her gün, her saat, insanlar bizden eski hâlimizi bekliyorlar. Ve bu beklenti, omuzlarımızdaki ağır bir yük gibi. "Sen nasılsa aramayacaksın" bakışı, bizi aramaktan alıkoyuyor.

2. Rol kilidinin açılmaması Aile sisteminde, iş yerinde, arkadaş grubunda bir rolümüz var. O rolü değiştirmeye çalışırken, sistem bizi eski yerimize geri çekmeye çalışıyor. Sanki görünmez bir el, bizi eski yerimize itiyor.

3. Kimlik aynası Buber'in dediği gibi, insanlar bize ayna tutarlar. Biz kendimizi onların bakışında görürüz. Onlar eski bizi görürse, biz de eski bizi görmeye başlarız. Ayna bozulursa, kendi yüzümüzü göremeyiz.

4. Sosyal sabotaj Bazen çevremiz, hiç farkında olmadan bizi sabote eder. "Nasılsa sen yapamayacaksın" gibi cümleler, küçük iğneler gibi batar. Ve her iğne, biraz daha geri çekilmemize neden olur.

5. Yalnızlaşma korkusu Eğer değişirsek, belki gruptan dışlanırız. "Sen artık bizden değilsin" diye. Ve bu korku, değişimi durduran çok güçlü bir faktör. Çünkü insan, yalnız kalmaktan korkar.

İşte en zor soru: Biz değişmek istiyoruz ama çevremiz değişmemizi istemiyor. Ne yapmalıyız?


Çözüm Önerileri

Çevreyle İlişkiyi Nasıl Yönetiriz?

Yine kendim için hazırladığım bu pratikleri sizinle paylaşmak istiyorum:

"Kimlik Duyurusu" Yapmak

Değişim sessiz olamaz. Bir şekilde çevremize bildirmemiz gerekir.

Ama bu "ben artık değiştim, alışın buna" demek değil. Çok daha nazik ama net bir şey:

"Fark ettim ki, bazı davranışlarımı değiştirmeye çalışıyorum. Bu süreçte desteğinize ihtiyacım var."

Bu, açık bir iletişimdir. İnsanlara önceden haber vermek, onların şaşırmasını ve direnmesini azaltır.

Örneğin ben eşime yakın bir zamanda şunu söyledim: "Fark ettim ki, bazı şeyleri çok erteliyorum. Bunu değiştirmeye çalışıyorum. Eğer eski hâlimle davranmaya devam edersen, bu benim için zor olacak."

Bu cümle, hem dürüst hem de savunmasız. Ve insanlar, savunmasızlığa genellikle şefkatle cevap verirler.


Sınır Koymak (Boundary Setting)

Bazen insanlar eski rolümüzü bize geri yüklemeye çalışırlar.

"Sen hep böyleydin, neden şimdi farklısın?"

O zaman nazikçe ama net bir şekilde sınır koymak gerekir:

"Anlıyorum, sen beni öyle tanıyorsun. Ama artık o şekilde davranmıyorum."

Sınır koymak, ilişkiyi bitirmek değildir. İlişkinin yeni bir şeklini tanımlamaktır.

Diyelim ki eskiden hep geç kalan bir insandık ve bunu değiştirmeye karar verdik. Arkadaşlarımıza şöyle bildirebiliriz:

"Biliyorum, eskiden hep geç kalırdım. Ama artık zamanında gelmeye çalışıyorum. 'Nasılsa geç kalacaksın' diye şaka yapmanız beni zorluyor."

Arkadaşlarımız belki önce şaşırır ama sonra bizi anlarlar, şakalarını azaltırlar. Azaltmazlarsa da, zamanında gelerek yeni halimizi kanıtlamış oluruz.


"Ben-Sen" Diyaloğu Talep Etmek

Buber'in hatırlattığı gibi: "Sen" olarak görülmek isteriz, "O" olarak değil.

Yakın insanlarımıza şunu söyleyebiliriz:

"Beni hâlâ eskiden tanıdığın şekilde görüyorsun. Ama ben değişmeye çalışıyorum. Beni şu an olduğum kişi olarak görebilir misin?"

Bu talep, derin bir şey ister: Beni sabit bir kategori olarak değil, açık bir potansiyel olarak gör.

Bu kolay bir talep değil. Ama gerekli bir talep.

Çünkü "O" olarak görüldüğümüz sürece, değişemeyiz. Sadece "Sen" olarak görüldüğümüzde, değişim mümkün olur.


Çevresel Rotasyon - Yeni İnsanlar, Yeni Yerler

Bazen eski çevrede değişmek çok zordur. Çünkü herkes bizi eski hâlimizle tanır.

O zaman yeni çevreler oluşturmak gerekir:

  • Yeni hobiler, yeni gruplar
  • Eski rolümüzü bilmeyen insanlarla zaman geçirmek
  • Farklı ortamlarda olmak

Bu, eski çevreyi terk etmek değildir. Ama yeni bir çevreye de yer açmaktır.

Çünkü yeni çevre, bizi "yeni ben" olarak tanır. Onlar için biz, henüz tanımlanmamış bir sayfa halindeyizdir. Ve bu, özgürleştiricidir.

Yeni bir hobi grubuna katılabiliriz mesela. Orada bizi kimse tanımaz. "Erteleyici" etiketimiz olmaz. Ve orada, rahatlıkla farklı biri olabiliriz. Bu gibi bir deneyim, değiştirmeye çalıştığımız davranış biçimini güçlendirebilir.


"Aile Sistemi Farkındalığı"

Eğer ailede değişmeye çalışıyorsak, şunu bilmeliyiz: Sistem dengeyi korumaya çalışacak.

Ailenin bazı üyeleri direnecek. "Sen neden farklı davranıyorsun?" diyecekler. Bazen açıkça, bazen gizlice.

Bu normal. Ve bu kişisel değil. Sistem öyle çalışıyor.

Farkında olmak, ilk adım. Sonra nazikçe ama kararlı olmak.

Bowen'ın dediği gibi: Ailede bir kişi değişirse, ya sistem onu geri çeker, ya da sistem kendini yeniden şekillendirir. İkinci seçenek için, sabır ve kararlılık gerekir.


"Kademeli Değişim" Stratejisi

Ani değişim, çevreyi şoke eder ve direnci artırır.

Ama kademeli değişim, çevrenin adaptasyonuna izin verir.

Örnek: Her hafta küçük bir değişiklik. Çevre fark eder ama yavaş yavaş alışır.

Bu, pazarlık değildir. Stratejidir.

Çünkü değişim sadece bizde değil, ilişkilerde de gerçekleşmeli. Ve ilişkiler, zamana ihtiyaç duyar.

Ben aramayı erteleme konusunda şunu yaptım: İlk hafta sadece mesaj attım. İkinci hafta kısa bir arama yaptım. Üçüncü hafta daha uzun konuştum. Çevrem, bu kademeli değişime ayak uydurabildi. Ani bir değişim olsaydı, belki şaşırırlardı ve direnirlerdi.


Yalnızlaşma Korkusu ve Özgürlük

Ama burada çok önemli bir şey var: Değişirken yalnızlaşma korkusu gerçektir.

"Sen artık bizden değilsin" diye dışlanmak, en derin korkularımızdan biridir. Çünkü insan, sosyal bir varlıktır. Ait olmak isteriz. Kabul görmek isteriz.

Ama Heidegger'in sorduğu soru şu: Kime ait olmak istiyoruz? "Herkes"e mi, yoksa kendimize mi?

Bazen değişmek, bazı insanlarla aramıza mesafe koymak demektir. Ve bu acı vericidir. Çünkü her ilişki, bir tarih taşır. Her ayrılık, bir kayıptır.

Ama belki de gerçek soru şu: Bizi olduğumuz gibi görmeyen, sadece eski hâlimizi görmekte ısrar eden insanlarla olan ilişkimiz, gerçek bir ilişki midir?

Sartre'ın dediği gibi: Başkalarının bakışında yaşamak, taşlaşmaktır. Ama kendi seçimlerimizle yaşamak, özgürlüktür.

Ve özgürlük, bazen yalnızlık getirir. Ama bu yalnızlık, taşlaşmış bir birliktelikten daha mı kötüdür?

Belki de olgunluk şu: Değişirken kaybedebileceğimiz ilişkilere yas tutmak, ama yine de değişmek. Hem ağlamak hem de yürümek.

Çünkü bazı ilişkiler, sadece eski benimizle var olabilir. Ve eğer ben değişirsem, o ilişkiler de değişmeli ya da bitmeli.

Bu acı verir. Ama belki de gereklidir.


Sonuç ve Okuyucuya Mesaj

Bu yazının sonuna gelirken şunu fark ediyorum: Değişim, sadece bireysel bir yolculuk değil. Aynı zamanda sosyal bir yeniden inşadır.

Çünkü biz yalnız başımıza değiliz. İlişkiler ağının içindeyiz. Ve o ağ, bizi hem taşıyor hem de tutuyor.

Değişmek isterken, sadece kendimizle değil, aynı zamanda başkalarının bizim hakkımızdaki fikirleriyle de mücadele ediyoruz.

Ama belki de sorun şu: Bu bir mücadele olmak zorunda mı?

Belki değişim, çevreyle bir savaş değil, bir diyalogdur. Ben değişirken, ilişkilerim de değişir. Ve bu değişim, konuşulmalıdır. Sessizce değil, açıkça.

Buber'in hatırlattığı gibi: "Sen" olarak görülmek, en derin insan ihtiyacıdır. Ve belki de değişimin en güzel yanı, bizi gerçekten "Sen" olarak görenlerle çevrili olmaktır.

Eski hâlimize tutunmayanlarla. Şu an olduğumuz kişiye bakanlarla. Yarın kim olabileceğimize merak edenlerle.

Belki de en derin soru şu: Çevrem beni "O" olarak mı görüyor, yoksa "Sen" olarak mı?

Ama burada yeni bir soru beliriyor: Peki ya değişirken kendimizi kaybedersek? Ya "eski ben"i tamamen silmeye çalışırken, kendi özümüzü de silersek? Değişim ile devamlılık arasındaki denge nerededir? "Ben" dediğimiz şeyin ne kadarı değişmeli, ne kadarı kalmalı?

Bir sonraki yazıda, değişim ile devamlılık arasındaki gerilime; "ben" dediğimiz şeyin ne kadarının değişmesi, ne kadarının kalması gerektiğine bakacağız.

O zamana kadar sevgiyle kalın ve değişirken çevrenize de yer açın. Onlar da bu yolculuğun bir parçası.


Kaynakça ve İlham Alınan Metinler
  1. Sartre, J.P. - Being and Nothingness
  2. Heidegger, M. - Being and Time
  3. Buber, M. - I and Thou
  4. Foucault, M. - Discipline and Punish
  5. Biddle, B.J. (1986) - Recent Developments in Role Theory
  6. Bowen, M. (1978) - Family Therapy in Clinical Practice
  7. Minuchin, S. (1974) - Families and Family Therapy
  8. Tajfel, H. & Turner, J.C. (1979) - An Integrative Theory of Intergroup Conflict
  9. Duffy, M.K. et al. (2002) - Social undermining in the workplace
Başarıyla abone oldunuz: Cenk Ebret Personal Website
Harika! Ardından, tüm premium içeriğe tam erişim için ödemeyi tamamlayın.
Hata! Kayıt olunamadı. Geçersiz bağlantı.
Tekrar hoş geldiniz! Başarıyla giriş yaptınız.
Hata! Giriş yapılamadı. Lütfen tekrar deneyin.
Başarılı! Hesabınız tamamen etkinleştirildi, artık tüm içeriğe erişiminiz var.
Hata! Stripe ödemesi başarısız oldu.
Başarılı! Fatura bilgileriniz güncellendi.
Hata! Fatura bilgisi güncellemesi başarısız oldu.