Farkındalıktan Sonra Ne Gelir? Dürüstlük ve Şefkatin Dansı

Geçen yazıda, uyum sağlamak ile kaçınmak arasındaki ince çizgiden, kendimize nazikçe yalan söyleme halimizden bahsetmiştik. Ve yazının sonunda şu soruyu havada bırakmıştık: Peki ya gerçekten kaçtığımızı fark edersek? Sonra ne olur?

Geçen hafta tam da bunu yaşadım.

Bir arkadaşımı aramam ve konuşmam gerekiyordu ve bunu aylardır erteliyordum. 

"Zamanı değil, şu an yoğunum, doğru an gelince ararım" diyordum. Ama geçen yazıyı yazarken fark ettim ki, aslında aramamamın sebebi basitti: Aramaktan kaçıyordum.

Çünkü o konuşmada kendimle yüzleşmem gerekecekti, bir özür dilemem, bir hatamı kabul etmem gerekecekti.

Tamam bunu, fark ettim. Gayet güzel. Ama şimdi ne yapacağım?

İçimde iki ses yükseldi:

Birinci ses: "Kendini affedemez misin? İnsan hata yapar, bu kadar kendini yeme. Esnek ol kendine."

İkinci ses: "Yeter artık kaç tane bahane. Hadi kalk ara şu insanı. Yetişkin ol biraz."

Birincisi çok şefkatliydi ama içinde gizli bir gevşeklik vardı.

İkincisi çok dürüsttü ama içinde sert bir baskı vardı.

Biri beni rahatlatıyordu ama yerimde saydırıyordu.

Diğeri dürtüyordu ama nefes aldırmıyordu.

Tam o anda anladım ki, ikisinin arasında bir yerde durmam gerekiyor. Ne kendimi cezalandırmalıyım, ne de öyle kendime yalan söylemeye devam etmeliyim.

Sartre şöyle der: "Özgürlük, seçim yapmaktan kaçamayacağımızı kabul etmektir." 

Ama ben buna şunu eklemek istiyorum: Olgunluk, seçim yaptıktan sonra kendimize hem dürüst hem şefkatli bakabilmektir.

İşte bu yazı, tam da o noktanın haritasını çıkarmak için.


Konunun Felsefi ve Bilimsel Arka Planı

Felsefi Perspektif

Hannah Arendt: Affetmenin Siyaseti ve Yeni Başlangıçlar

Hannah Arendt, affetmeyi yalnızca geçmişi silmek olarak görmez. Ona göre affetmek, geleceğe yeni bir başlangıç yapabilme gücüdür. "Affetme gücü," der Arendt, "geçmişin zincirlerinden kurtulmak için insana verilen tek araçtır." (1*)

Ama burada çok önemli bir nokta var: Affetmek, sorumluluktan kaçmak değildir. Aksine, sorumluluğu taşıyarak ilerlemektir. Kendimizi affetmek de aynı mantıkla işler. Hem hatayı görmek, hem de kendimizi o hatayla tanımlamamak.

Benim için bu şu anlama geliyor: Geçmişte yaptığım bir hata, bugün kim olduğumu tanımlamak zorunda değil. Ama o hatayı görmezden geldiğimde, onun gölgesinde yaşamaya devam ederim. İşte affetme, tam da bu gölgeden çıkış kapısıdır.

Affetmenin geleceği açan bir eylem olduğunu kabul ettikten sonra, şu soru kaçınılmaz oluyor: Peki ya geçmişle ilişkimizi nasıl kuracağız?


Nietzsche: Vicdan Azabı ve "Amor Fati" (Kaderi Sevmek)

Nietzsche, vicdan azabının çoğu zaman kısır bir döngü olduğunu söyler. "Suçluluk duygusu," der, "gücümüzü içe döndürüp kendimizi cezalandırmaktır." Oysa Nietzsche'nin önerdiği bambaşka bir şey: Amor fati — kaderi sevmek. (2*)

Ama bu, "oldu bitti, boşver" demek değil. Tam tersine, "oldu, şimdi ben bununla ne yapacağım?" demektir. Yaşananı olduğu gibi kabul etmek, ama pasif kalmamak.

Bana göre Nietzsche'nin burada hatırlattığı şey şu: Geçmişe tutunmak güçsüzlüktür. Ama geleceğe yönelmek, geçmişi yok saymak da değildir. Aralarında ince bir yol vardır. O yolda yürümek, hem dürüstlük hem de şefkat ister.


Aristoteles: Phronesis (Pratik Bilgelik) ve Orta Yol

Aristoteles'in phronesis kavramı tam da burada devreye girer. Phronesis, doğru anda, doğru şekilde hareket edebilme erdemidir. Ne fazla, ne eksik.

Kendimize karşı da aynı denge geçerlidir:

  • Ne aşırı merhamet (kendini affetmek bahanesiyle sorumluluktan kaçmak)
  • Ne aşırı sertlik (kendini sürekli cezalandırmak)

Orta yol şudur: Hatayı görmek, değişim için harekete geçmek ve kendinin de bir insan olduğunu unutmadan bir davranış sergilemek. (3*)

Belki de bilgelik, tam bu dengede durmaktır. Ama unutmamak lazım ki bu denge sabit değildir. Her an yeniden bulunması gereken bir şeydir.


Budist Felsefe: Kendine Karşı Şefkat ve Farkındalık

Budist öğretide "metta" diye bir kavram var. Sevgi ve nezaket. Ama ilginç olan şu: Bu sevgi önce kendimize, sonra başkalarına yönelir. Çünkü kendimize şefkatle bakamazsak, başkalarına da gerçek anlamda şefkatle bakamayız. (4*)

Ama burada da bir ince ayrım var: Kendine şefkat, kendini kayırmak değildir. Gerçek şefkat, acıyı görmek ve onu hafifletmek için harekete geçmektir. Yani "kendimi affetmek" değil, "kendime insan gözüyle bakmak."

Bu benim için şu anlama geliyor: Hata yaptığımda, kendime bir düşman gibi değil, bir arkadaş gibi bakmak. Ama aynı zamanda o arkadaşın büyümesi için de elimden geleni yapmak.


Bilimsel Perspektif

Psikoloji: Kristin Neff ve Öz-Şefkat Araştırmaları

Kristin Neff, öz-şefkat üzerine yaptığı araştırmalarla bu konuyu bilimsel bir zemine oturtmuş. Neff'e göre öz-şefkatin üç temel bileşeni var:

  1. Self-Kindness (Kendine nazik olmak) - Kendini yargılamak yerine, kendine nazik davranmak.
  2. Common Humanity (Ortak insanlık) - "Sadece ben hata yapıyorum" diye yalnızlaşmak yerine, hatanın insani bir şey olduğunu görmek.
  3. Mindfulness (Farkındalık) - Aşırı özdeşleşmek yerine ("Ben bir başarısızım"), durumu olduğu gibi görmek ("Bu sefer başarısız oldum").

Araştırmalar şunu gösteriyor: Öz-şefkati yüksek olanlar, hatalarını daha kolay kabul eder ve değişir. Çünkü öz-şefkat, tembellik yaratmaz; aksine daha sağlıklı bir motivasyon sağlar. (5*, 6*)

Bence burada önemli olan şu: Kendimize şefkatli davranmak, aslında kendimizi daha iyi bir yere taşımak için bir araçtır. Kendimizi cezalandırmak ise, tam tersine bizi aynı yerde tutar.


Nörobilim: Suçluluk vs. Utanç - Beyin Farkları

Nörobilim araştırmaları, suçluluk ile utanç arasında önemli bir fark olduğunu gösteriyor:

Suçluluk (Guilt): "Yaptığım şey yanlıştı." der, davranışa odaklanır ve onarıma yönlendirir.

Utanç (Shame): "Ben yanlışım." der, kimliğe odaklanır ve saklanmaya, kaçmaya yönlendirir.

Utanç, prefrontal korteksi devre dışı bırakır ve amigdalayı tetikler. Yani beynimizi "tehlike modu"na sokar. Suçluluk ise anterior cingulate cortex'i aktive eder ve bizi düzeltme motivasyonuna yönlendirir. (7*, 8*)

Bu benim için çok aydınlatıcı bir ayrım. Çünkü kendimize "Sen ne kadar kötü birisin" dediğimizde, beynimiz bunu bir saldırı olarak algılıyor ve savunmaya geçiyor. Ama "Bu davranış yanlıştı" dediğimizde, beynimiz bunu çözülebilir bir problem olarak görüyor.

Yani mesele sadece ahlaki ya da psikolojik değil; bedenimiz de bu farkı çok net hissediyor.


Nörobiyolojik Açıdan Affetme

Affetme üzerine yapılan nörobilim araştırmaları da ilginç sonuçlar gösteriyor. Affetme, anterior cingulate cortex ve dorsolateral prefrontal korteksi aktive eder. Affetmemek ise kronik stres tepkisi yaratır, kortizol düzeylerini yükseltir.

Yani kendini affetmek, kaçış değil, aslında nörobiyolojik bir düzenleme stratejisidir. (9*, 10*)

Belki de kendimizi affetmek, beynimize şunu söylemektir: "Bu olay bitti, artık tehlike yok, ilerleyebiliriz."


Davranışsal Psikoloji: Değişim için Motivasyon

Self-Determination Theory (Öz-Belirleme Kuramı), içsel motivasyonun üç temel ihtiyaçtan geldiğini söyler:

  1. Autonomy (Özerklik): Kendim seçtim.
  2. Competence (Yeterlilik): Yapabilirim.
  3. Relatedness (İlişkililik): Yalnız değilim.

Kendini cezalandırmak, üçünü de zedeler. Kendini affetmek ama değişmemek, yine özerkliği zedeler.

Ama denge şu: "Hata yaptım (farkındalık), değişebilirim (yeterlilik), bu çok insani (ilişkililik)." (11*)

Belki de gerçek motivasyon, tam bu noktadan doğar.


Gerçek Problem ve Çözüm Önerileri

Gerçek Problem

Affetmek ile Değiştirmek Arasındaki Gerilim

Sorun şu: Kendimizi affettiğimizde, çoğu zaman değişme sorumluluğunu da unutuyoruz. "Kendime şefkatli davranıyorum" diyerek aslında "bir daha düşünmeyeceğim" demiş oluyoruz.

Ama kendimizi değiştirmeye zorladığımızda da, çoğu zaman acımasız oluyoruz. "Artık hata yapmayacağım" diyerek, kendimizi sürekli bir sınav altında tutuyoruz.

İşte bu iki uç arasında bir yerde durmak gerekiyor.

Aşırı Şefkat sorumsuzluk ile birleşirse;

"Evet kaçtım ama normal, herkes yapar, boşver." demeye başlarız. Bu bize rahatlama sağlar, ama değişim için adım atmamıza yol açmaz, aksine kaçışlara kapı aralar. Kısa vadede her ne kadar iyi hissettirse de, uzun vadede aynı yerde döndürür.

Aşırı Dürüstlük acımasızlıkla birleşirse;

"Yine mi yaptın bunu? Sen hiç değişmeyeceksin, zavallı." gibi cümlelerle kendimize saldırmaya başlarız.

Farkındalık barındırsa da çok sert olduğu için bizi motivasyona değil, suçluluk hissine yönlendirir.

Aslında ihtiyacımız olan şey orada duruyor;

Bir hata yaptığımızda ve farkına vardığımızda, Hem hatayı görmek, hem de kendimize insan muamelesi yapmak mümkün.

Kendimizi hem affedebilir hem de değişmek için harekete geçebiliriz.

Ama bu nasıl olur?


Çözüm Önerileri

Dürüstlük ile Şefkati Aynı Anda Nasıl Yaşarız?

Yine kendim için hazırladığım bu kürleri siz okurlarımla paylaşmaktan onur duyarım:

Üç Adımlı Diyalog - "Evet, Ve..."

İçimizdeki iki sesi birleştirmenin bir yolu var: "Ama" yerine "ve" kullanmak.

1. Adım - Dürüstlük: "Evet, kaçtım. Aramam gereken arkadaşımı aramadım."

2. Adım - Şefkat: "Ve bu çok insani bir şey. Korkmak, ertelemek normal."

3. Adım - Sorumluluk: "Ve şimdi arayacağım."

"Ama" iki gerçeği birbirine karşı koyar. "Ve" ise yan yana koyar. Belki de olgunluk, bu "ve"leri yan yana tutabilmektir.


"Bir Arkadaşıma Nasıl Konuşurdum?" Testi

Kendimize nasıl konuşacağımızı bilemediğimizde, şunu sorabiliriz: Eğer bir arkadaşım aynı durumda olsaydı, ona ne derdim?

Muhtemelen ne "boşver, önemli değil" derdim, ne de "sen ne kadar zavallısın" derdim. Belki şöyle derdim: "Anladım, zor bir durumdu. Ama şimdi ne yapabilirsin?"

Kendimize de aynı şekilde konuşabiliriz.


"Davranış ve Kimlik" Ayrımı

Bir hata yaptığımızda, çoğu zaman onu kimliğimize yapıştırıyoruz:

Yanlış: "Ben kaçan biriyim." (Burada kimliğimiz ile yanlışı birleştirerek değişme ihtimalimizi küçültmüş oluyoruz.)

Doğru: "Bu sefer kaçtım."  (Burada davranışı dürüstçe kabul etsek de kimlikle bağdaştırmıyoruz.)

Davranış değişebilir; kimlik ise sandığımızdan daha esnektir. Kimliğe atfetmek ise bizi o kimlikle hapseder. Hatayı davranışa atfetmek, değişimi mümkün kılar. 

Kimliğe atfetmek ise bizi o kimlikle hapseder.


Küçük Eylem, Hemen Şimdi

Affetmek ve değiştirmek arasındaki köprü: Küçük bir eylem.

Örneğin, aramam gereken arkadaşıma hemen telefon açıp uzun bir konuşma yapmak yerine, önce bir mesaj atabilirim. Ya da 1 saat yazı yazmak yerine, 5 dakika yazabilirim.

Bu hem "kendime şefkatle yaklaşıyorum" der (küçük adım), hem "sorumluluk alıyorum" der (eylem var).

Belki de değişim, böyle küçük adımlarla başlar.


"Gelecekteki Ben ile Anlaşma" Yapmak

Kendime şöyle bir söz verebilirim:

"Bugün bu hatayı kabul ediyorum. Kendimi affediyorum. Ama yarın, bir sonraki fırsatta, farklı bir seçim yapacağım."

Bu hem geçmişi kapatır, hem geleceği açar. İkisi aynı anda var olabilir.


Günlük Pratiği - "Bugün Neyi Gördüm ve Ne Yaptım?"

Her akşam kendime üç soru sorabilirim:

  1. Bugün kendimde neyi fark ettim? (Dürüstlük)
  2. Bunun için ne yaptım/yapacağım? (Sorumluluk)
  3. Kendime nasıl davrandım? (Şefkat kontrolü)

Bu üçlü, dengede kalmama yardım eder. Çünkü hem farkındalık, hem eylem, hem de şefkat aynı anda var olabilirler.


Paradoks: İkisi Aynı Anda Var Olabilir

Belki de en büyük yanılgımız şu: Affetmek ve değiştirmek birbirinin zıttı değildir.

Biz çoğu zaman şöyle düşünürüz:

Ya kendimi affedeceğim ve değişmeyeceğim; aynı davranışları sürdürmeye devam edeceğim…

Ya da kendimi sert eleştireceğim; bunun da değişmeme yardım edeceğine inanacağım.

Hal bu ki, gerçek tam tersi:

Kendimi affettiğimde, değişmek için içimde alan açılır.

Kendimi cezalandırdığımda, savunmaya geçer ve kapanırım.

Jung'un dediği gibi: "Kabul etmediğimiz şey, bizi kontrol eder." (12*)

Yani hatamı kabul etmek, onu değiştirebilmemin önkoşuludur. Kendime sert davranmak ise, değişimi engelleyen bir direnç yaratır.

Belki de olgunluk budur: İkisini aynı anda tutabilmek.

"Evet, hata yaptım. Ve ben bu hatadan daha fazlasıyım. Ve değişebilirim."


Sonuç ve Okuyucuya Mesaj

Bu yazının sonuna gelirken fark ediyorum ki, farkındalık sadece başlangıçmış. Gerçek iş, farkındalıktan sonra başlıyor.

Kendimize yalan söylediğimizi gördükten sonra ne yapacağız? İşte asıl soru bu.

Belki de cevap şu: Ne kendimizi yererek, ne de görmezden gelerek. Tam ortada durarak.

Bir elinde dürüstlük, diğer elinde şefkat.

Bu kolay bir denge değil. Çoğu zaman bir yana kayacağız. Bazen fazla yumuşak, bazen fazla sert olacağız kendimize. Ama belki de tam bu kaymaların farkında olmak, bizi insan yapıyor.

Nietzsche'nin dediği gibi: "İnsan, aşılması gereken bir şeydir." (13*) Ama ben buna eklemek isterim: Aşarken kendimize düşman olmayalım.

Ama burada yeni bir soru daha beliriyor: Peki ya değişmeye çalıştık, ama yine aynı hatayı yaptıysak? Kaç kere affetmeliyiz kendimizi? 

Tekrar eden desenler karşısında ne yapmalıyız?

Bir sonraki yazıda, tekrar eden hataların psikolojisine; neden bazı kalıpları kırmakta zorlanıyoruz ve bu döngüyü nasıl kırabileceğimize bakacağız.

O zamana kadar, kendinize hem dürüst hem şefkatli bakın. İkisi de aynı anda var olabilir.


Kaynakça ve İlham Alınan Metinler

  1. Arendt, H. - The Human Condition
  2. Nietzsche, F. - Thus Spoke Zarathustra
  3. Aristoteles - Nicomachean Ethics (Phronesis)
  4. Buddhaghosa - Visuddhimagga (Path of Purification - Metta)
  5. Neff, K. (2003) - Self-Compassion: An Alternative Conceptualization of a Healthy Attitude Toward Oneself
  6. Neff, K. & Germer, C. (2013) - A pilot study and randomized controlled trial of the mindful self-compassion program
  7. Tangney, J.P. & Dearing, R.L. (2002) - Shame and Guilt
  8. Brown, B. (2006) - Shame resilience theory: A grounded theory study
  9. Farrow, T.F. et al. (2005) - Neural correlates of self-referential thinking
  10. Worthington, E.L. & Scherer, M. (2004) - Forgiveness is an emotion-focused coping strategy
  11. Deci, E.L. & Ryan, R.M. (2000) - The "What" and "Why" of Goal Pursuits: Human Needs and the Self-Determination of Behavior
  12. Jung, C.G. - Modern Man in Search of a Soul
  13. Nietzsche, F. - Thus Spoke Zarathustra
Başarıyla abone oldunuz: Cenk Ebret Personal Website
Harika! Ardından, tüm premium içeriğe tam erişim için ödemeyi tamamlayın.
Hata! Kayıt olunamadı. Geçersiz bağlantı.
Tekrar hoş geldiniz! Başarıyla giriş yaptınız.
Hata! Giriş yapılamadı. Lütfen tekrar deneyin.
Başarılı! Hesabınız tamamen etkinleştirildi, artık tüm içeriğe erişiminiz var.
Hata! Stripe ödemesi başarısız oldu.
Başarılı! Fatura bilgileriniz güncellendi.
Hata! Fatura bilgisi güncellemesi başarısız oldu.