doğdum.
her yerde bir uğultu. yavşağın teki almış beni kucağına, götümü tokatlıyordu. bir süre ağlamadım. öldüm sanmışlar. yine bir uğultu. baktım susacakları yok ağladım. yine bir uğultu. neymiş, seviniyorlarmış. ulan ağlıyorum, neyine seviniyorsunuz diyemedim.
eve götürdüler sonra beni. ayağa kalkıcam kalkamıyorum. nefret ettim yaşamaktan. kundak mı ne, bir şeye sardılar beni. elimi kolumu oynatamıyorum. sıkıldım, ağladım. bi uğultu daha. hasta mı oldu, karnı mı acıktı. konuşucam konuşamıyorum da. kucağına aldı annem, pşpş pş pş bişeyler söylüyo. ne yapıyorsun diyemiyorum tabi. komik geldi gülümsedim. ne yaptığına anlam verememiştim. aha bu gülüyo dediler. bi sevinme bi koşuşturma. kundaktan da çıkarmıyolar bu arada. feci sıkıştım.
yapmıycaktım, ama beni zorunda bıraktılar. işedim. kakamı da yaptım hatta. ay benim aslan oğlum sıçmış diye sevindiler. insanları anlamak güçtü. neyine seviniyorsun, sıçtım ulan, diyemedim tabi. açtılar o kundak denen şeyi. her tarafım tutulmuş. annem altımı filan temizledi sağolsun. vallahi ayağa kalkabilsem, elimi kolumu oynatabilsem adam akıllı, ben temizlerdim. ama olmadı işte. gene sardılar kundak filan. gelemiyorum ben öyle daralmaya. ağladım tabi, bundan kurtulabilmek için yapabileceğim tek şey buydu. yine hastayım sandılar. doktora filan götürdüler ben susmayınca. herif bişey soktu etime, iğneymiş, sonradan öğrendim. eli de pek hafif değildi, ağladım tabi gene. tamam oğlum, geçti oğlum. yok yok, kimse beni anlamıyor.
bi ara palazlandım işte, emeklemeye filan çalıştım. herkes yine sevindi. ayağa kalkabilsem kaçıcam burdan dedim, sonra unuttum. çocukluk işte.
ilginç birşey. gerçekten. agu bugu diyorum, anne dedi diyorlar, bıgı bıgı diyorum, baba dedi diyorlar. pa diyorum, su getiriyorlar. baktım böyle anlaşıyoruz, pa demeye başladım su getirsinler diye. öyle uygun görüyorlardı, su demeye de uğraşamayacaktım o sıralar.
aynı hezeyanların tekrarı şeklinde geçip gitti bebeklik çağı. sonra bi gün anne dedim, baba filan dedim. o zamanlar sekiz aylığım, hiç unutmam. konuşmayı erken öğrendim ama yürümem biraz vakit aldı. 3 yaşındamıydım, 4e mi giriyordum hatırlamıyorum. bebeklikten kalma bir huy olarak, işime gelmeyen şeyleri pek hatırlamam. 3-4tü, yürüdüm işte. o aralara denk gelir babamın elektrik kaçıran çamaşır makinesini kucaklayıp 5inci katın balkonundan sokağa atışı. beni elektrik çarpacak diye korkmuş, hey allahım.
yaş oldu altı, annem beni para verip bakkala gönderecek. ben de öğreniyorum hayatı hani, yalan yok. vermiş o zamanın parası yüz lira mı neyse artık, yolda bi abi görmüş beni, nereye gidiyorsun demiş. demişim bakkala gidiyorum ekmek alıcam. ver parayı ben alıp getiriyim sana demiş, ben de vermişim. 3-4 saat eve gitmeyip orada abiyi bekleyince annemler bir telaş, koşmuşlar dışarı, ben köşede bekliyorum. sonra alıp eve götürmüşler beni. o gün insanlara güvenmemem gerektiğini anlamıştım.
tembihler, pışpışlamalar. annem bir gün gene para vermiş git brişey al bakkaldan diye. ben tabi abilere artık güvenmiyorum. çıkmışım sokağa, köşede bir horoz tip tip bakıyor. almışım, taş fırlatmışım. horoz da tabi psikopat, atlamış üstüme gagalamış beni. kafamı kan içinde bırakmış, gözümü çıkarıyormuş az daha. allahtan deli yusuf abi sağolsun, yetişmiş hemen. döner bıçağıyla kellesini uçurmuş hayvanın. sahibini de kesiyormuş az daha, zor tutmuşlar. o gün de hayvanlara kötü davranmamayı öğrenmişim mesela. bir de güvenmemeyi.
artık sokaklarda filan dolaşabiliyormuşum tabi, konuşabiliyormuşum da. bir gün sokakta gezerken 70 yaşında bisikletli bir amca bana çarpmış. yaş 6 hala. ben tabi bayılmışım yere düşüp, amca da kalp krizi geçirmiş beni öldü sanıp. ben ölmedim, allahtan amca da ölmemiş. hastane kapıları filan. sonra eve geldim. annem perişan olmuş, babam uykusuz kalmış hastane kapılarında, üzülmüştüm. o gün annemleri üzmemeyi öğrendim. ben de çok üzülmüştüm çünkü.
sonra kreşe vermişler beni, okumayı öğrenmişim yaşıtlarım altına işerken. anne baba çalışıyor, çocuk kreşte. bi keresinde hiç unutmam, annem babam beni kreşte unutmuş. gece geç dönmüşler filan, kreşteki bi teyze de almış beni evine götürmüş. annemler aramış filan, teyze demiş merak etmeyin yanımda, orada kalmışım. ağlamışım beni anneme götür diye, teyze de sus bak ben polisim kızarım he demiş susmuşum. polislerden ilk o gün korkmuştum. o gün, anneme babama da körü körüne güvenmemeyi öğrenmiştim.
okul filan derken, bir ara tatilde annem beni erzincana götürdü. trenle hem de. 36 saat. bağıştaş diye biryerde durdu tren, indik. köyden bizi almaya geliceklermiş, onları bekliyoruz. orada da bir park var, ben orada oynuyorum, salıncakta filan sallanıyorum. harıl harıl sallanırken, bir anda salıncaktan yere düştüm. salıncak hala sallanıyor tabi son hızıyla. o an kafamı kaldırsam vurucak tabi, ölücem belki, kaldırmadım kafayı. bekledim ki annemler filan gelip durdursun salıncağı. annem geldi, salıncağı durdurdu, beni dövdü orada. ben diyorum ya kadın kalksam salıncak çarpıcak ölücem, o diyo seni öldü sandım çok korktum. o gün insanların sevdiklerini korumak isterken zarar verebileceklerini öğrendim.
ilkokul, ortaokul derken, ilköğretimi tamamladım. sene 1999. 8 ağustos 1999'da izmir'e taşındık, ailecek. 17 ağustos'ta deprem oldu. onbinlerce kişi öldü o gün. işte o zaman, kader denen şeyi öğrendim. 9 gün arayla o depremi yaşamaktan kurtulmanın nasıl birşey olduğunu.
anadolu lisesi tercihlerini yaparken izmir'den bir okul yazmıştım. sadece bir tane. şansıma izmir tutmuştu. taşındığımızda daha bilmiyorduk nereyi kazandığımı. şans oldu orayı kazanmış olmam. o gün şansın ne demek olduğunu öğrendim.
2 yıl geçti. mükemmel arkadaşlıklar, mükemmel eğlenceler. kankam vardı bir de, selim adında. bir gün o konyaya gitti, lise1in bittiği tarihe denk gelir. sonra babamlar istanbul'a geri taşınmaya karar vermiş. ben tabi çocuk olduğumdan sözümün hükmü yok. arkadaşlarıma bir elveda diyemeden geri döndük. o gün, çok sevdiği insanlardan hiç istemese bile insanın nasıl ayrı kalabileceğini öğrendim.
istanbul'a döndük. yeni bir okul, yeni arkadaşlar. adaptasyonum pek zor olmadı. o senenin yazında bodrumda bir otele çalışmaya gittim. resepsiyonist olacaktım, ingilizcem pekişecekti. pekişti de. ilk kez ailemden ayrı kalıyordum. o sene, ailesinden ayrı da yaşayabileceğini öğrendim insanın. hatta aileme para bile gönderdim, öyle gurur doluydum ki.
geri döndüm. o sene okul bitti. yine çok güzel arkadaşlıklar edinmiştim. bu yazları bodruma gitme olayı klasik hale gelmişti artık. 5 sene tekrar ettim. o yıllarda gece hayatını, turist kadınların yakınlığı ile kadınlarla yakınlaşmayı ve cinselliği öğrendim. sondan bir önceki yaz, üniversiteyi liseden çok yakın bir arkadaşım olan thelifeisnothing ile aynı yerleri yazarak kazandım. 2 yıllıktı ama, dershane filan olmadan ancak bu kadar oluyordu. üniversiteye başladık.
üniversitede bir kıza aşık oldum. o lise sonda okuyordu. şirin ufak bir şey. o senenin yazında yine bodruma gittim, bu kez thelifeisnothing ile beraber. ancak gözüm hiçkimseye kaymıyordu ve aşktan deli oluyordum adeta. geceleri ona bişey olduğunu görüp ağlayarak uyanıyordum bazen. aşk günlüğü tutuyordum hatta. her gün ona olan aşkımı yazıyordum bir deftere. sonra geri döndük. o sene hasretin, sevgiliye hasretin nasıl olduğunu öğrendim. bir de ailemden ayrı uzunca bir süre yaşamayı.
sonra o çok sevilen sevdicek, terkedip gitti. terkedilmeyi öğrendim. ayyaş olmayı, gecelerce uykusuz kalmayı. zor bir dönemdi. aşık olup da unutmayı öğrendim o sene, olamaz sanırdım hep ama oluyormuş mecbur kalınca. aradan 8 ay geçti. bir kızla tanıştım. çok tatlıydı ama diğerini unutamamıştım ki. seni üzemem dedim, onu düşünüyorum dedim ayrıldım. sonra ona dönmeye çalıştım, yani ilk aşkıma, ama dönmedi. dönmem, sevmiyorum seni dedi. o zaman gerçek sanılan aşkların yalan olabileceğini öğrendim.
sonradan, ayrıldığım kızı arayıp tekrar başlayalım dedim. çok iyiydi, çok tatlıydı ve güzel şeyler hak ediyordu. geldi. yeni bir ilişkiye başladım. zamanla aşık oldum, hep onu düşünmeye başladım. ikinci kez aşık olunabileceğini öğrendim o sene. hem de sırılsıklam. 3 sene birlikte olduk.
sonra üniversite bitti, yarım yamalak kaldığım dersleri de geçtim, ve bitti. istanbula dönüş yaptım ve ne hikmetse direk bir iş bulup çalışmaya başladım. ailem yüklü miktarda borç edinmişti ve onları ödemeye başladım. 3 senenin sonunda ancak bitirebilmiştim. o sene elinin ekmek tutması ve borç ödemenin ne demek olduğunu öğrendim.
sonra o 3 yıldır beraber olduğum kişinin bir yalanı ile karşılaştım. o izmirdeydi, ben istanbulda. ve bana yalan söylemişti. ilişkinin orta yerinden çatladığını hissediyordum, çünkü kafamdaki paranoyalardan kurtulamıyordum. ikinci aşkım da bitmişti, aşkın biten bir şey olduğunu öğrendim.
şimdilik bu kadar, ölene kadar da böyle gidecek bu anlaşılan...
Farklı bir özgeçmiş: Ben!
