Hayat Başımıza Gelen midir, Yoksa Biz mi İnşa Ederiz?

Geçen gün Adamlar isimli müzik grubunun “Hepinize el salladım” şarkısını dinlerken içinde geçen bir cümle çok hoşuma gitti ve bu yazıyı yazmama vesile olacak bilinç akışımın oluşmasına yardımcı oldu. Cümle şuydu:

Zor zamanlar olur. Nasıl çıkarsan içinden, omurgan öyle şekillenir.

Cümleyi duyar duymaz benim de hayatımda bazen işlerin hiç yolunda gitmediği, her şeyin üst üste geldiği, bir şey düzelirken başka bir şeyin bozulduğunu düşündüğüm zamanlar olduğu aklıma geldi.

İyi haber şu ki bu hisler bayadır yaşanmıyor. Artık pek "Neden hep benim başıma geliyor bunlar?" diye sormuyorum.

Sonra eskiden sıklıkla söylediğim "Hep benim başıma geliyor" cümlesinin etkileri, sebepleri ve sonuçları üzerine biraz kafa yordum. O zamanlar sanki hayat bilinçli bir şekilde beni hedef alıyordu. Sanki ben sadece orada duruyordum ve olaylar üzerime yağıyordu.

O zamanlar bu tarz düşüncelerin rahatlatıcı olduğunu düşünüyordum çünkü sorumluluk benden çıkıyor ve suçu “hayata” atabiliyordum. Neyse ki artık bunun tehlikeli olduğunu düşünüyorum ve sebeplerini sizlerle paylaşmak istiyorum.


Kurban psikolojisi büyük olaylarla başlamaz. Küçük cümlelerle başlar. "Ne yapayım, böyle oldu." "Elimden ne gelir ki." "Zaten hep böyle." Bu cümleler masum görünür. Ama her tekrarlandığında beynimizde birbirine sıkı sıkıya bağlanan nöral bağlar inşa ederler. Ve inşa ettikleri bu nöral bağlar, zamanla yaşadığımız hayatın sınırlarını belirler.

Bunu felsefi ve bilimsel açıdan inceleyince tablo çok daha net ortaya çıkıyor.


Felsefi Arka Plan

Adler: Hayat Yalanı

Alfred Adler, Freud'dan fikir olarak biraz ayrılıyordu. Freud, insanı geçmişinin şekillendirdiğini söylüyordu. Adler ise şunu söyledi: geçmiş değil, geleceğe dair kurduğun hikaye seni şekillendirir. (1*)

Adler'in "Lebenslüge" yani hayat yalanı kavramı var. Sorumluluktan kaçmak için kendimize anlattığımız hikayeler. "Ben böyleyim." "Benim şansım böyle." "Başkalarının koşulları farklı." Bunlar birer açıklama gibi görünür. Ama aslında birer zırhtır. Değişmemek için, denemek için gereken cesaretten kaçmak için.

Kurban olmak bir kader değildir. Çoğu zaman bilinçsizce yapılan, tekrar ettikçe alışkanlığa dönüşen bir seçimdir.


Camus: Sisifos'u Mutlu Hayal Et

Camus'nun Sisifos'u bir kayayı sonsuza kadar sırtında bir dağın tepesine taşır. Kaya yukarıya çıkar, aşağı düşer. Tekrar başlar. Sonsuz bir döngüdür adeta.

Camus şunu sorar: bu adam kurban mıdır?

Cevabı nettir: hayır. Çünkü Sisifos kayayı kendi omuzlar. Ona teslim olmaz ama ondan kaçmaz da. Camus buna başkaldırı diyor. Absürdü görmek, kabul etmek ve yine de devam etmek. (2*)

Kurban psikolojisinin tam karşısında duran şey budur. Koşulları değiştirmeden tavrı değiştirmek. "Bu kayayı taşıyan benim" diyebilmek.


Arendt: Her An Yeni Bir Başlangıç Mümkün

Hannah Arendt'in "natalite" kavramı biraz farklı bir yerden girer. Her insan dünyaya bir başlangıç olarak gelir diyor. Ve bu kapasite, doğumla birlikte bir kez yaşanıp bitmez. Her eylemde yeniden devreye girer. (3*)

Arendt'e göre eylem, insanın en özgün yetisidir. Bir şey başlatabilmek, bir şeyi yeniden başlatabilmek, insan olmanın kendisidir.

"Hayat başıma geliyor" diyen biri bu kapasitesini askıya almıştır. Orada durmaktadır. Beklemektedir. Oysa her an yeni bir şey başlatmak mümkündür.


Bilimsel Arka Plan

Hebb Yasası: Kurban Devresi Güçlenir

Donald Hebb 1949'da şunu söyledi: birlikte ateşlenen nöronlar, birlikte bağlanır. (4*)

Yani bir düşünce her tekrarlandığında, o düşünceye karşılık gelen sinirsel devre güçlenir. Kurban cümlelerini her kurduğumuzda, o devre biraz daha yerleşir. Biraz daha otomatik hale gelir. Biraz daha "ben buyum" haline gelir.

Ama nöroplastisite aynı zamanda şunu da söylüyor: bu devreler yeniden yazılabilir. Sabit değil. Değişebilir. Bunun için farklı düşünmek değil, farklı davranmak gerekiyor. Devre ancak farklı bir tepkiyle kırılıyor.


Rotter: İç Odak, Dış Odak

Julian Rotter 1954'te iki farklı insan profili tanımladı. (5*)

Dış odaklı insan: "olaylar beni şekillendiriyor, kontrol bende değil." İç odaklı insan: "tepkimi ve yönümü ben belirleyebilirim."

Bu iki profil aynı olayı yaşayabilir ve tamamen farklı sonuçlara ulaşabilir. Çünkü aynı olayı farklı bir çerçeveden görüyorlar. Dış odak, kurban psikolojisinin zemin katıdır. İç odak ise ondan çıkışın başlangıç noktası.


Seligman: Öğrenilen Şey, Öğrenilmez de Olabilir

Martin Seligman öğrenilmiş çaresizliği şöyle tanımlar: tekrar eden olumsuz deneyimler sonucunda insan, kontrolünün olmadığını öğrenir ve denemekten vazgeçer. (6*)

Ama Seligman aynı zamanda bunun tersini de araştırdı: öğrenilmiş iyimserlik. Çaresizlik öğrenilmişse, iyimserlik de öğrenilebilir. Bakış açısı değişebilir. Bu bir karakter özelliği değil, bir beceridir.


Üstbiliş: Hikayeyi Fark Etmek ve Yeniden Yazmak

Geçen yazıda üstbilişten kendini tanıma aracı olarak bahsettim. Burada farklı bir uygulaması devreye giriyor.

Kurban hikayesini değiştirmenin ilk adımı onu fark etmektir. Ama fark etmek yeterli değil. Fark ettikten sonra ne yapacağımız meselesi var. (7*)

Üstbiliş burada şunu sağlıyor: o cümleyi duyduğunda duraklamak. "Bu düşünce beni nereye götürüyor?" diye sormak. Ve ardından bilinçli olarak farklı bir çerçeve kurmak. Bu, pozitif düşünmek değildir. Gerçeği çarpıtmak değildir. Aynı olayı farklı bir soruyla görmektir.


Gerçek Problem:

Kurban Hikayesi Bir Konfor Alanına Dönüşür

Kurban psikolojisinin en sinsi yanı şudur: işe yarar.

Sorumluluktan korur. "Ben istemedim, öyle oldu" demek rahatlatır. Başkalarının sempatisini getirir. Bir açıklama sağlar. Ve en önemlisi, denemeni gerektirmez. Başarısız olma riskini ortadan kaldırır.

Bu yüzden kurban hikayesinden çıkmak zordur. Çünkü o hikaye bir şeyler verir. Ama aldıklarına baktığında görürsün ki, aldığı şey tam olarak ilerlemenin önünde duran şeydir.


Benim için bu farkındalık kolay gelmedi. Uzun süre bazı şeylerin "başıma geldiğini" düşündüm. Sonradan gördüm ki aynı örüntüler tekrar ediyordu. Örüntü tekrar ediyorsa, o örüntüye katkım da vardır demektir. Bu ağır bir farkındalık. Ama aynı zamanda özgürleştirici. Çünkü katkım varsa, değiştirebilecek olan da benim.

Yine kendim için hazırladığım bu pratikleri sizinle paylaşmak istiyorum:

1. Kurban cümlesini fark et ve yeniden çerçevele. "Neden hep benim başıma geliyor?" cümlesini duyduğunda dur. O cümleyi şununla değiştir: "Bu durumda ne yapabilirim?" Soru değişince zihin farklı bir yere bakmaya başlar.

2. İç odağını bul. Her durumda, ne kadar olumsuz olursa olsun, kontrol edebildiğin en az bir şey vardır. Tepkin. Bir sonraki adımın. Buna odaklanmak dış odaktan iç odağa geçişin başlangıcıdır.

3. Farklı tepkiyle devreyi kır. Kurban devresi ancak farklı bir davranışla zayıflar. Aynı durumda bir kez farklı tepki ver. Küçük olsun, önemli değil. O devre her farklı tepkide biraz daha gevşer.


Hayat hem başımıza gelir hem de biz inşa ederiz. İkisi birden doğrudur.

Ama hangisine odaklandığımız, yaşadığımız hayatı belirler.

Sisifos kayayı taşımaya devam eder. Ama onu taşırken kurban değildir. Çünkü o kayayı kendi omuzlamıştır.

Haftaya görüşmek üzere.

O zamana kadar sevgiyle kalın.


Kaynakça

  1. Alfred Adler, İnsanı Tanıma
  2. Albert Camus, Sisifos Söylemi
  3. Hannah Arendt, İnsan Durumu
  4. Donald Hebb, The Organization of Behavior (1949)
  5. Julian Rotter, Social Learning and Clinical Psychology (1954)
  6. Martin Seligman, Learned Optimism
  7. Flavell, J.H., Metacognition (1979)
Başarıyla abone oldunuz: Cenk Ebret Personal Website
Harika! Ardından, tüm premium içeriğe tam erişim için ödemeyi tamamlayın.
Hata! Kayıt olunamadı. Geçersiz bağlantı.
Tekrar hoş geldiniz! Başarıyla giriş yaptınız.
Hata! Giriş yapılamadı. Lütfen tekrar deneyin.
Başarılı! Hesabınız tamamen etkinleştirildi, artık tüm içeriğe erişiminiz var.
Hata! Stripe ödemesi başarısız oldu.
Başarılı! Fatura bilgileriniz güncellendi.
Hata! Fatura bilgisi güncellemesi başarısız oldu.