Uyum Sağlamak ile Kaçınmak Arasındaki İnce Çizgi

Geçen yazıda, duyguların değiştiği anlarda iç huzurumuzu nasıl koruyabileceğimizden, ritmi katılaştırmadan nasıl esnek tutabileceğimizden bahsetmiştik. 

Ama konunun kaçışa kolaylıkla evrilebilme ihtimali olduğu için, uyum sağlamak ile kaçınma arasındaki fark hakkında biraz düşünmemiz gerektiğine inanıyorum.

Daha geçen gün şöyle bir an yaşadım: Kendimi geceden yatmadan “sabah kalkınca yazı yazacağım” diye ikna ettim. Ama sabah uyandığımda artık gece dişimi mi sıkmışsam, kabus mu gördüm bilmem, içim sıkışık, kafam dağınıktı. 'Bugün farklı hissediyorum, kendime şefkatle yaklaşayım, ritmi zorlamayayım' dedim. 

Güzel, değil mi? Tam da geçen yazıda anlattığımız şey.

Ama öğleden sonra fark ettim ki, aslında yazmaktan yorgun olduğum için kaçmıyordum. Yazmaktan kaçtım çünkü yazacağım şey beni rahatsız ediyordu. Kendimle yüzleşmem gereken bir şey vardı sayfada ve ben ona 'esneklik' diyerek sırtımı dönmüştüm.

Sartre'ın dediği gibi, 'kötü niyet' (mauvaise foi) bazen en zarif kılıklara bürünür. Biz kendimize yalan söylerken, bunu hiçbir zaman kaba ya da saçma bir yalanla yapmayız. Aksine kılıfına uydurmak için çok nazik, çok şefkatli, çok 'bilinçli' görünen gerekçelerle yaparız. 

İşte bu yazıda, o nazik yalanların anatomisini açacak ve kendimize iyilik yapıyoruz sanarken kötülük yapmamak için elimizden geleni yapacağız.


Konunun Felsefi ve Bilimsel Arka Planı

Felsefi Perspektif 

Sartre: Kötü Niyet (Mauvaise Foi) ve Kendini Aldatma

Sartre bize çok rahatsız edici ama bir o kadar da özgürleştirici bir gerçeği hatırlatıyor: Kendi hayatımızın sorumluluğu, her zaman bizim omuzlarımızda. Ve bu sorumluluk, seçimlerimizle doğrudan bağlantılı. Çünkü Sartre’a göre biz, yaptığımız her seçimle kim olduğumuzu inşa ederiz. İşin acı yanı ise şu: Çoğu zaman bu yükten kaçmak için en zarif, en şefkatli maskeleri kullanırız. 

Sartre’ın “kötü niyet” (mauvaise foi) dediği şey, tam olarak burada devreye girer (1*)

Örneğin, kendimize “Bugün kendime iyi davranacağım, dinleneceğim” dediğimizde, bu gerçekten öz-şefkatli bir seçim olabilir

Ama bazen bu cümlenin arkasında daha derin bir gerçek yatar: Aslında yüzleşmek istemediğimiz bir sorumluluk, rahatsız edici bir duygu ya da bilinçli olarak almak istemediğimiz bir karar vardır. Bu durumda şefkat maskesi, özgürlüğümüzün ağırlığından kaçmanın nazik bir kılıfına dönüşür.

Sartre’ın verdiği ünlü garson örneğini hatırlayalım: Rolüne öyle kapılmıştır ki, sadece garson gibi davranmakla kalmaz, neredeyse garson olur. Kendi özgürlüğünü unutmak, ona geçici bir rahatlık sağlar; çünkü özgürlük, aynı zamanda sorumluluk ve kaygı demektir. 

Biz de modern hayatımızda, benzer şekilde, kendimizi “esnek”, “şefkatli” ya da “bilinçli” görünümlerle kandırabiliriz. Gerçekte ise, bu nazik yalanlar bizi büyümekten, seçimlerimizin sonuçlarıyla yüzleşmekten uzaklaştırır.

Bu nedenle, Sartre’ın hatırlattığı temel soru şudur: Şu an yaptığım seçim gerçekten özgürlüğümün bilincinde bir seçim mi, yoksa özgürlüğümün ağırlığından kaçtığım bir an mı? Kendimize bu soruyu sorabilmek, hem rahatsız edici hem de özgürleştirici bir adım olur.


Kierkegaard: Kaygı ve Kaçış

Kierkegaard, insanın özgürlüğünü hissettiği anlarda yaşadığı o ince baş dönmesine kaygı der. Çünkü özgürlük, yalnızca sınırsız olasılıklar değil, aynı zamanda her seçimin ardında bir vazgeçiş ve bir kayıp anlamına gelir. Bir şeyi seçmek, diğer tüm seçenekleri sessizce toprağa gömmektir. 

İşte bu yüzden esneklik, bazen çok cazip bir kaçış kılığına bürünür. “Ben akıştayım, her an değişebilirim” demek kulağa bilgece gelir; ama bazen bu, aslında hiçbir seçim yapmamayı seçmenin şiirsel bir yoludur. 

Kierkegaard’ın uyarısı tam da buradadır: "Her şey olabilir" dediğimiz an, farkında olmadan "hiçbir şey değilim" demeye yaklaşırız. (2*)

Benim için bu, şöyle bir farkındalık doğuruyor

Bazen esneklik, gerçekten hayatın ritmini dinlemektir. Ama bazen de yalnızca belirsizlikte oyalanmanın süslü adıdır. Seçim yapmaktan doğacak kaygıyı ertelemek için, kendimize akışkanlık hikâyeleri anlatıyor olabiliriz, dikkatli olmakta fayda var.


Spinoza: Duygularımızın Pasif Olması (Affectus Passiva)

Spinoza bize şunu hatırlatır: Duygularımızın nedenini bilmediğimizde, onların esiri oluruz. Sabah uyandığımızda “Bugün kendimi farklı hissediyorum” demek yeterli mi? Gerçekten neden farklı hissediyoruz? Sadece bu soruyu sormadığımızda, duygu bizi sürükler ve biz farkında olmadan pasifleşiriz. 

Spinoza’ya göre, duygularımıza göre hareket etmek bazen en pasif halimizdir. Çünkü o an, kendi seçimimizi yapmıyoruz; duygunun kayığına binmiş gidiyoruz. Gerçek özgürlük, bir duygunun bizi ittiği yöne farkında olmadan gitmekte değil; o duyguyu görmek, adını koymak ve onunla bilinçli bir ilişki kurabilmektedir. (3*)

Belki de kendimize şu soruyu sormalıyız: “Şu an hissettiğim şeyin kaynağını biliyor muyum?” Eğer cevabımız hayırsa, attığımız adımların çoğu aslında pasif olabilir. Farkındalık ve isim koymak, duyguların bizi yönetmesini engelleyen ilk kapıdır.


Bilimsel Perspektif

Bu noktada, felsefi çerçeveden bilimsel çerçeveye geçmek önemli. Çünkü duygularımızla kurduğumuz bu ince oyunların sadece soyut fikirler olmadığını, somut psikolojik ve nörobiyolojik temellere dayandığını görmek, kendimize karşı dürüstleşmek için güçlü bir destek sağlıyor.


Psikoloji: Kaçınma Davranışı (Avoidance Behavior)

Psikolojide kaçınma davranışı, rahatsız edici düşünce ya da duygulardan uzak durma çabası olarak tanımlanıyor. Özellikle deneyimsel kaçınma (experiential avoidance) kavramı, bu noktada kritik: İçimizde beliren huzursuzluk, kaygı ya da suçluluk gibi duyguları hissetmemek için, onları tetikleyen eylemlerden kaçıyoruz. (5*)

Kısa vadede bu yaklaşım bize rahatlama hissi verir. Yazmamak, aramamak, konuşmamak… Hepsi anlık bir ferahlık sağlar. Ancak uzun vadede bu davranış, sorunu büyütür. Çünkü ertelenen yüzleşmeler, zihnimizin gölgelerinde birikir ve kendini daha yoğun bir kaygı ya da suçlulukla yeniden gösterir.

İlginç bir şekilde, “esnek olmak”, “kendime alan açıyorum” ya da “akıştayım” gibi kulağa bilgece gelen cümleler, bazen sadece deneyimsel kaçınmanın sofistike versiyonlarıdır

Bu yüzden, iyi niyetli şefkatimizin ardında, gizli bir kaçış olup olmadığını fark etmek, gerçek öz-şefkatin ilk adımıdır.


Nörobilim: Amigdala ve Kaçınma Tepkisi

Bedenimizin en hızlı alarm sistemlerinden biri olan amigdala, hayatta kalmamız için tehditleri tespit eder ve bizi harekete geçirir. Çoğu zaman bu tehditler fizikseldir; yollarımızı değiştiren, refleksif bir kaçınmayı tetikler. Ancak modern hayatta, beynimiz için tehdit artık her zaman somut değildir. 

Bazen yalnızca bir e-posta, yazılması gereken bir yazı ya da ertelenmiş bir konuşma bile amigdalayı harekete geçirebilir

Çünkü beyin, duygusal rahatsızlığı da çoğu zaman gerçek bir tehlike gibi algılar. İşte bu nedenle, ritmimizi değiştirdiğimizde ya da “bugün yapmayayım” dediğimizde, aslında beynimizin verdiği “tehlikeden uzaklaş” sinyaline kulak kabartıyor olabiliriz.

LeDoux (2015) ve Barrett (2017) gibi nörobilim araştırmaları da şunu hatırlatıyor: Beyin, fiziksel ve duygusal tehditleri ayırt etmekte çoğu zaman mükemmel değildir. O yüzden, ritmi esnetmek bazen bilinçli bir öz-şefkat değil, amigdaladan gelen gizli bir kaçınma refleksinin kılıfı olabilir. (6*, 7*)


Öz-Aldatma Araştırmaları

İnsan zihni, çoğu zaman düşündüğümüzden çok daha kurnazdır. Başkalarını kandırmak elbette mümkündür, ama asıl ustalığı kendimizi kandırmada gösteririz. 

Araştırmalar, insanların kendilerini başkalarını aldattıklarından çok daha kolay aldattığını söylüyor. Çünkü kendi iç dünyamızda, haklı çıkmak ve huzurumuzu korumak için gerçeği esnetmek, çoğu zaman sandığımızdan daha cazip gelir.

Bu noktada iki önemli psikolojik kavram devreye giriyor:

Motivated reasoning (Güdülenmiş akıl yürütme):

Ne görmek, ne duymak, ne hatırlamak istediğimiz, çoğu zaman isteğimizle şekillenir. Gerçek ile temas kurarken tarafsız değiliz; bilinçdışı bir şekilde, görmek istediklerimizi seçeriz.

Self-serving bias (Kendini kayıran yanlılık): 

Zihnimiz, kendimizi iyi hissetmemiz ve benlik imajımızı korumamız için gerçeği eğer, büker, kimi zaman da tamamen yeniden yazar. Bu sebeple çoğu zaman başarılarımızı sahiplenir, hatalarımızı ise dışsal etkenlere yükleriz.

Bu süreçler, öz-aldatmanın temel taşlarıdır. Kendimize söylediğimiz hikâyeler, çoğu zaman bilinçli yalanlar değil; aksine, inanmak istediğimiz versiyonlardır. Bu yüzden öz-aldatmayı fark etmek zordur. Çünkü sahte olsalar da, bize gerçek gibi görünürler. (8*, 9*)


Gerçek Problem ve Çözüm Önerileri 

Gerçek Problem

Uyum ile Kaçış Arasındaki Farkı Nasıl Ayırt Ederiz?

Sorun şu ki, dışarıdan bakınca ikisi de neredeyse aynı görünüyor. 

Uyum sağlamanın ardında “bugün çok yorgunum, yazıyı yarına bırakayım, kendime alan açayım.” gibi bir bakış açısı yatarken, kaçınma esnasında da aklımızdan benzer şeyler geçiyor.

Cümle aynı. Ses tonu aynı. Ama biri gerçek öz-şefkat, diğeri ise nazik bir öz-aldatma. İşte ince çizgi tam burada başlıyor.

Peki farkı nasıl anlayacağız?

Niyet Katmanı

Bu kararı verirken bir şeyden mi uzaklaşıyoruz, yoksa bir şeye doğru mu yöneliyoruz?

Desen Kontrolü

Bu durum tek seferlik yaşanan bir şey mi yoksa hep tekrarlayan bir kaçış şekli mi? Her zorlandığımızda aynı bahaneyi mi kullanıyoruz?

Sonraki Duygu

Kararımızın ardından rahatlıyor muyuz, yoksa içimizde bir suçluluk ya da huzursuzluk mu beliriyor?

Duygusal Yük

Bu kararla hissettiğimiz ağırlık azalıyor mu, yoksa yalnızca erteleniyor mu?

İşin enteresan yanı da şu ki, kaçınma, bize asla “sen kaçıyorsun” demez. Onun yerine, kulağımıza tatlı tatlı “Kendine iyi bakıyorsun” diye fısıldar.


Çözüm Önerileri

Kendimize Dürüst Bakmanın İlk Adımları

Bazen, kendimizle yüzleşmek için basit ama etkili küçük adımlar atmamız gerekir. Ben kendime birkaç maddelik bir liste yaptım, sizinle de paylaşayım…


“Neden?” Sorusunu Üç Kez Sormak

Örneğin sabah “bugün yazmak istemiyorum” dediğimde, hemen kendime sorabilirim:

Neden?

Çünkü yorgunum.

Peki, neden yorgunum?

Çünkü bu yazı beni gerginleştiriyor.

Peki, neden gerginleştiriyor?

Çünkü yazarken kendimle yüzleşmek zorundayım.

Genellikle üçüncü cevap, meselenin özünü gösterir. İşte tam burada, “gerçek neden” ortaya çıkar. 


“Bundan Kaçmasaydım Ne Olurdu?” Diye Sormak

Eğer bu işi yapsaydım, en kötü ne olurdu? O “en kötü” gerçekten dayanılmaz mıydı, yoksa sadece tatsız ve rahatsız edici miydi? Kaçınma çoğu zaman, hayali bir felaketten korunma çabasıdır.


Kaçış Kayıt Defteri ile Desen Tanıma

Bir hafta boyunca, ne zaman “esnek” davrandığımı not alıyorum. Sonra dönüp bakıyorum: Hep aynı konularda mı esneğim? 

Örneğin, yazmak konusunda sürekli gevşek ama sosyal planlarda hiç gevşek değilsem, bu bana önemli bir ipucu verir.


“İkisini Birden” Denemesi

Hem esnekliği hem sorumluluğu korumayı deneyebilirim. Örneğin: “Bugün uzun yazamayacağım ama 10 dakika yazarım.” 

Eğer bunu bile yapmak istemiyorsam, büyük ihtimalle kaçıyorum demektir.


“Gelecek Ben” Testi

Bir hafta sonraki hâlim, bugünkü kararıma ne der diye sorarım: “İyi ki dinlenmişim” mi, yoksa “Keşke yapsaydım” mı? Pişmanlık duygusu, genellikle kaçınmanın izini taşır.


Duyguya İsim Vermek

“Farklı hissediyorum” demek yeterince açık değildir. Gerçekte ne hissediyorum? Korku mu, sıkıntı mı, öfke mi, yoksa kayıp mı? Spinoza’nın dediği gibi, duyguyu isimlendirmek, ondan kurtulmaya başlamanın ilk adımıdır.


İnce Bir Denge

Ama burada çok önemli bir nokta var:

Bu yazı, 'her zaman kendini zorla' demek için değil. 

Bazen gerçekten dinlenmek, geri çekilmek, ritmi gevşetmek gerekir. Öz-şefkat gerçek ve değerli bir şey.

Sorun şu ki kaçınma da kendini öz-şefkat gibi gösterir.

O yüzden şunu anlamakta fayda görüyorum:

Kendimizi sorgulamak kendimizi cezalandırmak demek değildir.

Dürüst olmak demek, acımasız olmak demek değildir.

Farkında olmak suçluluk duymak demek değildir.

Bizi olgunlaştıracak olanın bazen 'bugün yapamayacağım' diyebilmek ve bunun kaçış olup olmadığını fark edebilmek olduğunu düşünüyorum.

Jung'un dediği gibi: 'İnsanın gelişimi tamamlanmaz, insan sürekli gelişir.' (Man wird nicht, man ist immer im Werden.) (4*)

Biz de sürekli öğreniyoruz. Neden bu sefer gerçekten yorgun muyduk, yoksa yine o eski alışıldık desenimize mi döndük öğrenmeyelim?


Sonuç ve Okuyucuya Mesaj

Bu yazının sonuna gelirken fark ediyorum ki, esnek olmak çoğu zaman bize iyi geliyor. Ama her esneme, içsel bir büyüme anlamına gelmiyor. Bazı esneme hareketleri aslında yalnızca bükülme; kırılmamak için, kendimizi korumak için yaptığımız bir manevra. 

Ve bu da anlaşılır bir şey. Çünkü bazen gerçekten kırılma noktasının eşiğindeyizdir. Ama bazen de yalnızca rahatsız hissediyoruz ve bu rahatsızlığı kırılmayla karıştırıyoruz. 

Tam da bu noktada, kendimize hem şefkatli hem dürüst davranabilmek gerekiyor. Kendimize soracağımız en derin soru belki de şu: Ben bu esnekliğin içinde kendimi koruyor muyum, yoksa kendimden mi kaçıyorum?

Ve sonra, daha da önemli bir soru beliriyor: Eğer gerçekten kaçtığımızı, kendimize yalan söylediğimizi fark edersek, ne yapmalıyız? Kendimizi affetmek mi, yoksa değişmeye zorlamak mı gerekir?

Bir sonraki yazıda, bu farkındalıktan sonra atılabilecek adımlara; kendimize karşı dürüstlük ile şefkatin nasıl aynı anda var olabileceğine bakacağız.

O zamana kadar, kendinize hem sevgiyle hem dürüstlükle yaklaşın.


Kaynakça ve İlham Alınan Metinler

  1. Sartre, J.P. - Being and Nothingness (Kötü Niyet bölümü)
  2. Kierkegaard, S. - The Concept of Anxiety
  3. Spinoza, B. - Ethics (Duyguların geometrisi)
  4. Jung, C.G. - The Undiscovered Self
  5. Hayes, S.C., et al. (1996) - Experiential avoidance and behavioral disorders
  6. LeDoux, J. (2015) - Anxious: Using the Brain to Understand and Treat Fear 
  7. Barrett, L.F. (2017) - How Emotions Are Made
  8. Trivers, R. (2011) - The Folly of Fools: The Logic of Deceit and Self-Deception
  9. von Hippel, W. & Trivers, R. (2011) - The evolution and psychology of self-deception
Başarıyla abone oldunuz: Cenk Ebret Personal Website
Harika! Ardından, tüm premium içeriğe tam erişim için ödemeyi tamamlayın.
Hata! Kayıt olunamadı. Geçersiz bağlantı.
Tekrar hoş geldiniz! Başarıyla giriş yaptınız.
Hata! Giriş yapılamadı. Lütfen tekrar deneyin.
Başarılı! Hesabınız tamamen etkinleştirildi, artık tüm içeriğe erişiminiz var.
Hata! Stripe ödemesi başarısız oldu.
Başarılı! Fatura bilgileriniz güncellendi.
Hata! Fatura bilgisi güncellemesi başarısız oldu.