Bir ben var ki, benim içimde… Benden öte, benden ziyade. (2)

Geçen yazıda, değişirken çevremizin bizi eski halimizde tutmaya çalışmasından, başkalarının bakışının özgürlüğümüzü nasıl kısıtladığından bahsetmiştik. Farkındalık oluştu, sınırlar koyduk, bazı ilişkilere yas tuttuk.

Ama bunu yaparken şu soruyu da kendimize sormadan edemedik: Bu kadar değişince, ben hâlâ ben olarak kalabilecek miyim?

Bir an için şunu düşündüm: Eğer "eski ben" erteleyen, kaçan, sessiz kalan biriydiyse... Ve şimdi bunların hiçbirini yapmıyorsam... Ben kimim?

Eski ben değilsem, yeni ben kimdir? Ve bu iki "ben" arasında bir bağ var mı?

Antik Yunan'da bir paradoks var: Theseus'un Gemisi. Theseus, Girit'ten zaferle döndükten sonra Atinalılar bu gemiyi bir anıt olarak limanda saklıyor. Yıllar geçiyor, çürüyen tahtalar tek tek yenileriyle değiştiriliyor. Ta ki geriye orijinal parçalardan hiçbiri kalmayana kadar. Soru şu: Bu hâlâ aynı gemi mi?

Soru şu: Bu hâlâ aynı gemi mi? (1*)

Biz de aynı paradoksta değil miyiz? Davranışlarımız değişiyor, düşüncelerimiz değişiyor, ilişkilerimiz değişiyor. Peki ben hâlâ ben miyim?

Heraklitos der ki: "Aynı ırmakta iki kez yıkanamazsın." Çünkü hem ırmak akar, hem de sen değişirsin. (2*)

Ama eğer ben sürekli değişiyorsam, "ben" dediğim şey ne? Ve değişirken neyi koruyacağım, neyi bırakacağım?

İşte bu yazı, tam da bu soruların içine bakmak için.


Konunun Felsefi ve Bilimsel Arka Planı

Felsefi Perspektif

Heraklitos vs Parmenides: Değişim mi, Değişmezlik mi?

Antik Yunan felsefesinde iki karşıt görüş var:

Heraklitos: Her şey akıştır (panta rhei). Hiçbir şey sabit kalmaz. "Aynı ırmakta iki kez yıkanamazsın" der. Çünkü hem ırmak akar, hem de sen değişirsin. (2*)

Parmenides: Değişim bir yanılsamadır. Gerçekte her şey değişmezdir. Varlık sabittir, değişim yalnızca görünüştür.

İkisi arasındaki gerilim, tam da bizim sorumuz: Ben sürekli değişen bir akış mıyım, yoksa değişmeyen bir öz müyüm?

Benim için bu iki filozof arasındaki çekişme şunu gösteriyor: Belki de biz ikisinin arasındayız. Ne tamamen akış, ne tamamen sabit. Ama bu ikisinin dengesi nedir?


Aristoteles: Öz (Ousia) ve Arızi (Accident)

Aristoteles, bir çözüm önerir: Her varlığın bir özü (ousia) vardır. Öz değişmez, ama arızi özellikler değişir.

Örnek: Bir ağacın özü "ağaç olmak"tır. Yapraklarının dökülmesi, dallarının uzaması arızidir. Ağaç hâlâ ağaçtır.

Peki insanda öz nedir? Davranışlarımız arızi mi, yoksa özümüzün parçası mı? (3*)

Eğer "ertelemek" bir davranışsa (arızi), ben onu değiştirdiğimde yine de "ben" kalırım. Ama eğer "ertelemek" özümün parçasıysa, onu değiştirince ben de kaybolur muyum?

Aristoteles bize sorar: Senin özün nedir? Ertelemek bir davranış mı (arızi), yoksa kimliğinin parçası mı (öz)?

Bu soruya cevap vermek, düşündüğümden çok daha zor.


Locke: Kişisel Kimlik ve Hafıza

John Locke, kişisel kimlik üzerine çok ilginç bir şey söyler: Kişisel kimlik, hafızanın sürekliliğidir.

Ben, geçmişimi hatırladığım sürece benim. Eğer dünü hatırlıyorsam, dünkü benimle bugünkü ben aynı kişiyiz. (4*)

Ama hafıza yanılabilir, değişebilir. Bazen geçmişi farklı hatırlarız. Bazen yeniden yorumlarız.

O zaman ben kimim? Hatırladığım kişi mi, yoksa şu an olduğum kişi mi?

Locke'a göre, ben dediğimiz şey aslında bir hikâyedir. Kendimize anlattığımız hikâye. Ama ya o hikâyeyi yeniden yazarsak?

Değişim, belki de tam budur: Hikâyeyi yeniden yazmak. Ama hikâyeyi değiştirince, ben değişir miyim yoksa sadece hikâye mi?


Hume: Benlik Yanılsaması (Bundle Theory)

David Hume, çok daha radikal bir şey söyler: Sabit bir "ben" diye bir şey yoktur.

Ben, sadece algıların, duyguların, düşüncelerin bir demetidir. Her an değişen bir akıştır. Arkasında sabit bir öz yoktur.

"Ben" dediğimiz şey, bir yanılsamadır. (5*)

Hume'a göre, içimize baktığımızda sürekli bir "ben" görmeyiz. Sadece gelip geçen duyguları, düşünceleri, algıları görürüz. Ve biz bunlara "ben" diyoruz.

Benim için Hume'un bu fikri en rahatsız edici olanı. Çünkü şunu soruyor: Ya hiç ben yoksa? Ya ben dediğimiz şey sadece bir yanılsamaysa?

O zaman "kendimizi kaybetmek" korkusu nereden geliyor? Olmayan bir şeyi mi korumaya çalışıyoruz?


Ricoeur: İdem vs İpse Kimlik

Paul Ricoeur, bu karmaşaya çok güzel bir ayrım getiriyor. Diyor ki, iki tür kimlik var:

İdem (idem-identity): Aynı kalma. Değişmeyen özellikler. DNA'm, geçmişim, biyolojik özüm.

İpse (ipse-identity): Kendine özgü olma. Vaatlerin sürekliliği. Söz verdiğim kişi olma. (6*)

İdem değişemez. Ama ipse değişebilir ve yine de "ben" olabilirim.

Örnek: İdem'im (biyolojik geçmişim) aynı kalır. Ama ipse'm değişir: "Ben artık ertelemeyen biriyim" diye söz verdiğimde, yeni bir ipse oluştururum.

Ricoeur bana bir çıkış yolu gösteriyor: Belki değişim, idem'i koruyup ipse'yi değiştirmektir. Geçmişim aynı kalır, ama vaatlerim değişir.

Ama bu pratikte ne anlama gelir? Günlük hayatta bu ayrımı nasıl yaşarım?


Budist Felsefe: Anatta (Benlik Yok)

Budizm'de "anatta" kavramı vardır: Sabit bir benlik yoktur.

Ben, beş skandha'nın (beden, duygu, algı, zihinsel oluşumlar, bilinç) geçici birleşimidir. Bunlar sürekli değişir. Sabit bir "ben" yoktur. (7*)

Değişim acı getirir çünkü "ben"e tutunuruz. Olmayan bir şeyi korumaya çalışırız. Özgürlük, "ben" yanılsamasından kurtulmaktadır.

Budizm, Hume'la aynı şeyi söylüyor ama farklı bir sonuca varıyor: Eğer ben yoksa, kaybedecek bir şey de yoktur. Değişim korkusu, olmayan bir şeyi korumaya çalışmaktan gelir.

Benim için Budizm'in hatırlattığı şey şu: Ya koruyacak bir öz yoksa? Ya değişim korkusu, olmayan bir şeyi korumaya çalışmaktan geliyorsa?

Bu düşünce biraz korkutucu ama biraz da özgürleştirici.


Bilimsel Perspektif

Anlatı Kimliği (Narrative Identity) - Dan McAdams

Modern psikolojide, Dan McAdams çok ilginç bir teori geliştirmiş: Kimlik, kendimize anlattığımız hikâyedir.

Hayatımızı bir anlatıya dönüştürürüz: başlangıç, orta, son. Bu anlatı, olayları seçer, yorumlar, bağlar. (8*)

Değişim, anlatıyı yeniden yazmaktır. Ama anlatının sürekliliği, "ben"in sürekliliğini sağlar.

McAdams bize der ki: Sen, kendine anlattığın hikâyesin. Ama hikâyeyi değiştirince, sen değişir misin yoksa hikâye mi?

Belki de değişim şu demektir: "Ben eskiden X'dim, ama fark ettim ki bu bana iyi gelmiyordu. Şimdi Y oluyorum."

Bu kopuş değil, evrimdir. Hikâyenin sürekliliği korunur ama yön değişir.


Çekirdek Değerler (Core Values) Araştırmaları

Psikoloji araştırmaları gösteriyor: İnsanların "çekirdek değerleri" vardır. Bu değerler nispeten sabittir, davranışlar ise değişkendir.

Shalom Schwartz'ın araştırmasına göre, evrensel değerler vardır: dürüstlük, iyilik, özgürlük, güvenlik... (9*)

Değişim, belki de bu çekirdek değerlere uygun hale gelmektir. Davranışlar değişir ama değerler sabit kalır.

Ama burada bir soru daha: Çekirdek değerler de değişebilir mi? 20 yaşımda başarıyı değerli bulurken, 40 yaşımda ilişkileri değerli buluyorsam, ben hâlâ aynı kişi miyim?


Benlik Tutarlılığı vs. Benlik Genişlemesi

Psikolojide iki karşıt ihtiyaç var:

Self-consistency (Benlik tutarlılığı)

İnsanlar tutarlı olmak ister. Dün ne idiysem bugün de o olmak isterim. (10*)

Self-expansion (Benlik genişlemesi)

İnsanlar büyümek, genişlemek ister. Yeni deneyimler, yeni ilişkiler, yeni kimlikler. (11*)

Değişim, tutarlılığı tehdit eder ama genişlemeyi sağlar. Ben erteleyen biriyken, zamanında davranan biri olduğumda, tutarlılık bozulur ama genişlerim.

İşte tam burada bir denge gerekiyor: Hem tutarlı kalmak hem de genişlemek.


Otobiyografik Hafıza ve Benlik

Otobiyografik hafıza, kişisel geçmişimizin kaydıdır. Bu hafıza, benlik duygusunu oluşturur.

Ama hafıza seçicidir: Bazı şeyleri hatırlarız, bazılarını unuturuz. Bazı anıları vurgularız, bazılarını arka plana iteriz. (12*)

Değişim, hafızayı yeniden düzenlemektir. "Eski ben" hafızada kalır, "yeni ben" şimdide yaşar.

Ve ilginç olan: Yeni benlik oluştuğunda, hafızayı da yeniden yorumlarız. Geçmişe farklı bakarız.

Belki de ben, sadece şu anki değil, aynı zamanda hatırladığım kişiyim.


Gerçek Problem ve Çözüm Önerileri

Gerçek Problem

Neyi Koruyacağız, Neyi Bırakacağız?

Sorun şu: Değişmek istiyoruz. Ama tamamen farklı biri olmak istemiyoruz. Çünkü o zaman "ben" kaybolur.

Ama neyi koruyacağız?

Birkaç seçenek var:

1. Çekirdek değerleri korumak.

Belki özüm, değerlerimdir. Dürüstlük, şefkat, merak... Bunlar değişmeden, davranışlarım değişebilir.

Ama: Değerlerim de değişirse? 20 yaşımda başarıyı değerli bulurken, 40 yaşımda ilişkileri değerli buluyorsam?

2. Geçmişi korumak.

Locke'un dediği gibi, belki ben, hatırladığım kişiyim. Geçmişim benim kimliğim.

Ama: Geçmişimi yeniden yorumladığımda? "Eski ben" farklı görünmeye başladığında?

3. Hikâyeyi korumak.

McAdams'ın dediği gibi, ben bir anlatıyım. Değişim, anlatının bir parçası olabilir.

Ama: Anlatıyı tamamen yeniden yazarsam? "Önceden X'dim, şimdi Y'im" derken, hangisi gerçek?

4. Hiçbir şeyi korumamak.

Hume ve Budizm'in dediği gibi, belki koruyacak bir öz yoktur. Belki "ben" sürekli akan bir nehirdir.

Ama: O zaman değişim korkusu nereden geliyor? Neden "kendimizi kaybetmek"ten korkuyoruz?

İşte en zor soru: Özüm nedir? Ve bu öz, değişebilir mi?


Çözüm Önerileri

Kendimizi Kaybetmeden Nasıl Değişiriz?

Yine kendim için hazırladığım bu pratikleri sizinle paylaşmak istiyorum:

"Theseus'un Gemisi" Egzersizi - Kademeli Farkındalık

Bir not defterine şunları yazdım:

Değişmesini istediğim şeyler:
  • Ertelemek
  • Kaçmak
  • Sessiz kalmak
Değişmesini istemediğim şeyler:
  • Dürüstlük
  • Merak
  • Şefkat

Sonra kendime sordum: İkinci listedekiler gerçekten özüm mü, yoksa onlar da bir alışkanlık mı?

Bu egzersiz, neyin özüm neyin alışkanlık olduğunu ayırt etmeme yardım etti. Ve fark ettim ki: Özüm sandığım bazı şeyler, aslında sadece uzun süredir tekrar ettiğim kalıplardı.


Anlatıyı Yeniden Yazmak - Hikâye Sürekliliği

Ricoeur ve McAdams'tan ilham alarak, değişimi hikâyemin bir parçası yaptım:

"Ben eskiden ertelerdim, ama fark ettim ki bu bana iyi gelmiyordu. Şimdi zamanında davranmaya çalışıyorum."

Bu, kopuş değil, evrim. Hikâyenin sürekliliği korunuyor ama yön değişiyor.

Önemli olan şu: Yeni ben, eski beni yok saymıyor. Ondan geliyor. Bir sonraki bölüm, önceki bölümü siliyor değil, onun üzerine inşa ediyor.


Çekirdek Değerleri Belirlemek

Kendime şu soruları sordum:

  • Hangi değerler her zaman önemli oldu?
  • Hangi ilkelerden asla vazgeçmedim?
  • Farklı rollerde (eş, arkadaş, çalışan) ortak olan nedir?

Cevaplarım: Dürüstlük, merak, bağlantı.

Bu değerler, belki benim "özüm". Bunlar değişmeden, ifade şekilleri değişebilir.

Örnek: Özüm "dürüstlük"se, bunu erteleyerek mi yoksa zamanında davranarak mı ifade edeceğim?

Ertelediğimde, kendime dürüst değildim. Şimdi zamanında davrandığımda, dürüstlüğümü daha iyi ifade ediyorum.

Değerim aynı, ifadesi değişti.


"İdem vs İpse" Ayrımı

Ricoeur'ün ayrımını kullanarak:

İdem (değişmeyen): Geçmişim, biyolojik özelliklerim, temel mizacım

İpse (değişen): Vaatlerim, sorumluluklarım, seçimlerim

İpse'yi değiştirmek, idem'i tehdit etmez.

Ben "erteleyici" davranıyordum (ipse geçmiş), ama şimdi "zamanında davranan" biriyim (ipse şimdi). İdem'im (geçmişim) aynı, ama ipse'm değişti.

Geçmişim kaybolmadı. Sadece şimdiki vaatlerim değişti.


"Süreklilik Testleri"

Her büyük değişimde kendime şu soruları soruyorum:

  1. Hafıza testi: Geçmiş benimle şimdiki ben arasında bir hikâye sürekliliği var mı?
  2. Değer testi: Çekirdek değerlerim korunuyor mu?
  3. Tanınma testi: Eski dostlarım beni hâlâ "ben" olarak tanır mı?
  4. İçsel tanıma: Ben kendimi hâlâ "ben" olarak hissediyor muyum?

Eğer çoğu "evet" ise, ben hâlâ benim. Eğer hepsi "hayır" ise, belki çok hızlı gidiyorum.


"Nehir Metaforu" - Hem Akış Hem Yatak

Heraklitos'un nehir metaforunu genişlettim:

Nehir akar (değişim), ama nehir yatağı vardır (süreklilik).

Belki ben, hem akan su hem de yatağım. Su sürekli değişir, yatak yavaş değişir.

Davranışlarım su (hızlı değişim), değerlerim yatak (yavaş değişim).

İkisi de ben. Hem değişen hem değişmeyen.


Paradoksla Yaşamak

Ama belki de sorun, kesin bir cevap aramakta.

Belki "özüm nedir?" sorusunun tek bir cevabı yoktur.

Hume haklı olabilir: Sabit bir öz yoktur. Ben, sürekli değişen bir akışım.

Ama Aristoteles de haklı olabilir: Bir süreklilik duygusu var. Ben, dün de bendim, bugün de benim.

İkisi çelişkili mi? Belki de değil.

Belki ben, hem akışım hem de yatak. Hem değişen hem de aynı kalan.

Quantum fiziğinde bir paradoks var: Işık hem dalga hem parçacıktır. İkisi de aynı anda gerçek. Hangisini gözlemlersek onu görürüz.

Belki ben de öyleyim. Hem değişen bir süreç, hem sabit bir varlık.

Ricoeur'ün dediği gibi: Ben, hem idem'im (aynı kalan) hem de ipse'im (değişen). (6*)

Ve bu paradoksu kabul etmek, belki de en derin kabullenmedir.

Çünkü o zaman ne tam anlamıyla aynı kalma baskısı altındayım, ne de tamamen başka biri olma korkusundayım.

Değişebilirim, ama kendim olarak.


Sonuç ve Okuyucuya Mesaj

Bu yazının sonuna gelirken şunu fark ediyorum: "Özüm nedir?" sorusu, belki de yanlış bir soru.

Çünkü öz, sabit bir şey değil. Hem yapı hem süreç.

Heraklitos'un dediği gibi: Aynı ırmakta iki kez yıkanamazsın. Ama "ırmak" dediğimiz şey kaybolmuyor. Hâlâ orada, sadece farklı sularla.

Belki ben de öyleyim. Her an değişiyorum, ama "ben" olmak devam ediyor.

Theseus'un gemisi paradoksuna dönersek: Geminin her tahtası değişse bile, gemi hâlâ Theseus'undur. Çünkü gemi, tahtaları değil, yolculuğudur.

Biz de belki öyleyiz. Ben, davranışlarım değil, yolculuğum.

Ve bu yolculukta, bazı şeyleri bırakacağım: Eski alışkanlıklar, korkular, savunmalar.

Bazı şeyleri koruyacağım: Değerler, bağlılıklar, derin inançlar.

Ama en önemlisi: Hem değişeceğim hem de ben olacağım.

Çok sevdiğim İran’lı yazar Füruğ Ferruhzad’ın da dediği gibi:

Kuş ölür, sen uçuşu hatırla!

Bu yazı dizisinin başında, "bilinçli tekrar"dan bahsetmiştik. Ritmin, düzenin, tekrarın ferahlığından. Ve şimdi buraya geldik: Değişimin özgürlüğüne.

Belki de ikisi karşıt değil. Ritim, hem tekrar hem değişimdir. Hem aynı kalmak hem başka olmak.

Nefes alıyoruz: Her nefes farklı ama ritim aynı. Kalp atıyor: Her atış benzersiz ama ritim sürüyor. Yürüyoruz: Her adım yeni ama yürüyüş devam ediyor.

Belki ben de öyleyim. Hem değişen hem de tekrar eden. Hem akan hem de ritimli.

İşte tam burada, bilinçli tekrarın ferahlığı ile değişimin özgürlüğü buluşuyor.

Ve belki de olgunluk budur: İkisini birden tutabilmek. Hem akan hem de yatak olmak. Değişmek ama kaybolmamak. Büyümek ama yok olmamak.

O zamana kadar, hem akan bir nehir, hem de o nehire yatak olun. Değişin ama kendiniz kalın. Ritminizi koruyun ama akmayı da unutmayın.

Çünkü belki de hayat, tam da bu ikisinin dansıdır.


Not: Bu yazıyı yazarken fark ettim ki, şimdiye kadar hep bir sonraki konuyu söyleyerek bitiriyordum. Sanki yazıları birbirine zincirlemem gerekiyormuş gibi. Ama belki de bu, kendi kendime koyduğum bir kısıtlamaydı.

Artık daha özgür bir yaklaşımla, haftalık denemeler yazacağım. Bazen bir önceki yazının devamı olabilir, bazen tamamen farklı bir konu açabilirim. Kendim de şu an ne yazacağımı bilmiyorum.

Belki bu da bir ritim: Bazen plan, bazen akış. Bazen süreklilik, bazen sürpriz.

Önümüzdeki hafta hangi konuyla karşınıza çıkacağım, birlikte göreceğiz.

Sevgiyle kalın.


Kaynakça ve İlham Alınan Metinler

  1. Plutarkhos - Theseus'un Hayatı (Gemi paradoksu)
  2. Pre-Sokratik Filozoflar - Heraklitos fragmanları
  3. Aristoteles - Metafizik (Ousia ve Accident kavramları)
  4. Locke, J. - An Essay Concerning Human Understanding (Kişisel kimlik)
  5. Hume, D. - A Treatise of Human Nature (Bundle theory)
  6. Ricoeur, P. - Oneself as Another (İdem vs İpse)
  7. Buddhaghosa - Visuddhimagga (Anatta öğretisi)
  8. McAdams, D.P. (2001) - The Psychology of Life Stories
  9. Schwartz, S.H. (1992) - Universals in the content and structure of values
  10. Swann, W.B. (1983) - Self-verification: Bringing social reality into harmony with the self
  11. Aron, A. & Aron, E.N. (1986) - Love and the expansion of self
  12. Conway, M.A. & Pleydell-Pearce, C.W. (2000) - The construction of autobiographical memories
Başarıyla abone oldunuz: Cenk Ebret Personal Website
Harika! Ardından, tüm premium içeriğe tam erişim için ödemeyi tamamlayın.
Hata! Kayıt olunamadı. Geçersiz bağlantı.
Tekrar hoş geldiniz! Başarıyla giriş yaptınız.
Hata! Giriş yapılamadı. Lütfen tekrar deneyin.
Başarılı! Hesabınız tamamen etkinleştirildi, artık tüm içeriğe erişiminiz var.
Hata! Stripe ödemesi başarısız oldu.
Başarılı! Fatura bilgileriniz güncellendi.
Hata! Fatura bilgisi güncellemesi başarısız oldu.