Merak: Cevap Aramak Değil, Soru İçinde Kalmayı Öğrenmek

Ne zaman küçük bir çocuk yanıma gelip "Bu neden böyle?" "Peki ya şu?" "Ya o?" diye sorular sorsa hep büyülenmiş ve sabırla cevaplamaya çalışmışımdır. Çoğu insanı, genelde de anne baba olanları gözlemlediğimde ise bazen sabırla cevapladıklarını, bazen de "hadi git oyna" diyip başlarından savdıklarını görürüm.

Sonuçta biz de bir zamanlar o çocuktuk. Her şey bizim için yeniydi ve her şeyi merak ediyorduk.

Sonra okul başladı. Doğru cevapları öğrendikçe, soru sormak yavaş yavaş gereksizleşmiş gibi gelmeye başladı. Büyüyünce merak bir araca dönüştü. Bir şeye ihtiyaç duyduğumuzda araştırıyoruz, ihtiyacımız geçince de bırakıyoruz.

Etrafı ve kendimi gözlemleyince fark ediyorum ki merak etmeyi neredeyse unutuyoruz. Bir şeyi araştırırken hep "buna ne zaman ihtiyacım olacak?" diye düşünüyoruz. Sonucu olmayan bir soruyu takip etmek zaman kaybı gibi geliyor.

Ama asıl kayıp, merakı kaybetmek.

Bu yazıda merakın neden bir araç değil, bir duruş olduğunu ve hayatımıza ne katabileceğini felsefi ve bilimsel açıdan incelemeye çalışacağız. 


Felsefi ve Bilimsel Arka Plan

Felsefi perspektif:

Aristoteles, Metafizik'e şu cümleyle başlıyor:

Tüm insanlar doğası gereği bilmek ister.

Ama bu cümlede dikkat etmemiz gereken nokta şu: Aristoteles burada aslında bilmekten değil, bilmeyi istemekten bahsediyor. Merak, bir sonuca ulaşmadan önce gelen o itici güç. Cevap değil, yönelim. (1*)


Sokrates bu konuda daha da ileri gidiyor:

Bildiğim tek şey hiçbir şey bilmediğimdir

Bunu derken bir teslimiyet değil, bir davet sunuyor. Sokrates merakı adeta bir yaşam biçimi haline getiriyor. Soruyu cevap bulmak için değil, merakını canlı tutmak için soruyor. Atina sokaklarında insanlarla konuşurken amacı doğruyu bulmak değil. Doğruyu arıyor olmak. (2*)


Rilke ise buna çok farklı bir yerden yaklaşıyor:

Sorularınızla yaşayın. Belki bir gün, farkında bile olmadan, cevapların içinde yaşar olursunuz.

Bence merakın en güzel tanımı bu. Cevabı zorlamamak, soruyla birlikte yürümeyi kabul etmek. Belirsizliği kapatmak için değil, içinde kalmak için merak etmek. 


Bilimsel perspektif:

Psikolog George Loewenstein'ın "bilgi boşluğu teorisi" merakı şöyle açıklıyor: bildiklerimiz ile bilmek istediklerimiz arasındaki boşluk merakı doğuruyor. Bu boşluk çok büyüdüğünde kaygıya, çok küçüldüğünde ilgisizliğe dönüşüyor. Bir videonun başında "Birazdan olacak şeye inanamayacaksınız" denmesi ya da bir dizinin tam heyecanlı yerde bitmesi bu yüzden dikkatimizi çeker. Zihnimiz yarım kalan bilgiyi tamamlamak ister. En güçlü merak hissi, anlayabileceğimiz ama henüz tam bilmediğimiz şeylerde oluşur. (3*)


Nörobilim tarafından da ilginç bir şey görüyoruz. Beyin yeni ve beklenmedik bir şeyle karşılaştığında dopamin salgılıyor. Merak biyolojik olarak ödüllendiriliyor. Ama bu ödül cevaba değil, soruya veriliyor. Arama sürecinin kendisi tatmin edici.


Todd Kashdan'ın uzun yıllar boyunca yaptığı araştırmalar ise şunu ortaya koyuyor: meraklı insanlar daha yüksek yaşam doyumu bildiriyor, daha güçlü ilişkiler kuruyor ve zorluklarla daha esnek başa çıkıyor. Ama buradaki merak "her şeyi öğrenmeliyim" kaygısı değil. Açık, yargısız, keşfetmeye istekli bir tutum. (4*)


İkisi arasındaki fark kritik. Biri kaygıdan besleniyor, diğeri güvenlik hissinden. 


Merakı Öldüren Şeyler

Eğitim sisteminde cevap ezberlemek ödüllendiriliyor, soru sormak çoğu zaman zaman kaybı sayılıyor. "Öğretmen soruyor, öğrenci cevaplıyor" modeli merakı değil, performansı şekillendiriyor.

Yetişkinlikte de bu devam ediyor. Artık "öğrenmek için" değil, "işe yaraması için" araştırıyoruz. Merak verimliliğe hizmet etmediğinde gereksiz görünüyor. Bir şeyi sadece ilginç bulduğumuz için takip etmek lüks sayılıyor.

Bir de şu var: merak bazen kaygıyla karışıyor. "Bu neden böyle oldu?" sorusu gerçek bir meraktan değil, kontrolü geri kazanma ihtiyacından gelebiliyor. Kafayı yormak, döngüsel düşünmek, sürekli analiz etmek. Bunlar merak değil, kaygının merak kılığına girmesi.

İkisini ayırt etmek zor ama mümkün. Gerçek merak hafif hissettiriyor. Kaygı ise ağır. 


Kişisel Bir An

Bir dönem neleri öğreneceğime genellikle "pratik olup olmadığına" göre karar veriyordum. Faydalı olmayan bir şeyi merak etmek zaman kaybıymış gibi geliyordu.

Sonra bir gün, tamamen tesadüfen, Stoacıların zaman algısı üzerine bir şey okudum. Hiçbir "amacım" yoktu. Sadece ilginç geldi. Okumaya devam ettim. Saatler geçti.

O gün şunu anladım: en iyi öğrendiğim şeyler, öğrenmeye karar vermediğim şeylerdi. Merak beni götürdü, ben onu götürmeye çalışmadım. Bir şeyi "işime yarayacak mı" diye düşünmeden öğrenmek bambaşka bir his.

O hafifliği özlemişim meğer. 


Yine kendim için hazırladığım bu pratikleri sizinle paylaşmak istiyorum:


"Bilmiyorum" diyebilmek. 

Bir soruyla karşılaştığımda hemen cevap aramak yerine bir an "bilmiyorum" diye düşünüyorum. Kendime bu boşluğu kapatmak zorunda olmadığımı hatırlatıyorum. Bilmemek, eksiklik değil. Bazen bir başlangıç noktası olabiliyor.

Sonuçsuz merak. 

Haftada bir, işe yaramayan bir şeyi merak etmek için zaman ayırıyorum. Tarihte yaşanmış bir olay, dildeki bir kelimenin nereden geldiği, bir felsefecinin bir bakış açısı, bir bitkinin kökeni. Amacı olmayan merak duyma pratiği gibi düşünüyorum. "Buna ne zaman ihtiyacım olur?" sorusunu sormadan sadece takip etmeye çalışıyorum.

"Neden?" sorusunu bir adım daha ileri götürmek. 

Bir şeyi anladığımda durmak yerine bir kez daha "peki neden?" diye soruyorum. Çoğu zaman ilk cevap yüzeyde, asıl ilginç olan bir katman altta oluyor.

Merakla dinlemek. 

Biriyle konuşurken "cevap olarak ne söyleyeceğimi düşünmek" yerine gerçekten merak ediyorum: bu insan neden böyle düşünüyor? Buraya nasıl geldi? Dinlemek de bir merak pratiği oluyor benim için. 


Merakı araç haline getirdiğimizde farkında olmadan onu tüketmeye başlıyoruz. Hedefe ulaştığımızda merakla işimiz bitmiş oluyor.

Ama onu bir duruş olarak gördüğümüzde farklı bir şeye dönüşüyor: dünyayla, insanlarla, kendinle daha açık bir ilişki kurma biçimine.


Yazının başındaki o çocuğu düşünüyorum yeniden. "Bu neden böyle?" diye sorarken bir amacı yoktu, cevabın bir işe yaraması gerekmiyordu. Sadece merak ediyordu. Belki meraklı olmak, biraz o çocuğa geri dönmek demek. Cevap bilmeden de, sonucu olmadan da soru sorabilmek.

Hazır sormak demişken ben de sana bir soru bırakmak istiyorum:

En son ne zaman bir şeyi sadece merak ettiğin için, hiçbir sonuç beklemeden, sadece ilginç geldiği için takip ettin?

Bir sonraki yazıda görüşmek üzere. O zamana kadar sevgiyle kalın. 


Kaynakça ve İlham alınan metinler

(1*) Aristoteles, Metafizik 

(2*) Platon, Sokrates'in Savunması 

(3*) George Loewenstein, The Psychology of Curiosity 

(4*) Todd Kashdan, Curious?

Başarıyla abone oldunuz: Cenk Ebret Personal Website
Harika! Ardından, tüm premium içeriğe tam erişim için ödemeyi tamamlayın.
Hata! Kayıt olunamadı. Geçersiz bağlantı.
Tekrar hoş geldiniz! Başarıyla giriş yaptınız.
Hata! Giriş yapılamadı. Lütfen tekrar deneyin.
Başarılı! Hesabınız tamamen etkinleştirildi, artık tüm içeriğe erişiminiz var.
Hata! Stripe ödemesi başarısız oldu.
Başarılı! Fatura bilgileriniz güncellendi.
Hata! Fatura bilgisi güncellemesi başarısız oldu.