Minnettarlık: "Şükret" Demek Neden Yetmiyor?

Kötü bir gün geçiriyoruz diyelim. Yorgunuz, içimiz daralmış, bir şeyler ters gitmiş. İsyan etmişiz isyan. Birilerine dert yansak da içimiz soğusa diye düşünüyoruz. O sırada dert yandığımız ve iyi niyetli olduğunu bildiğimiz biri geliyor ve şunu söylüyor:

"Şükret, daha kötüsü de olabilirdi. Hiç şükretmiyorsun."

Ve bir anda kendimizi daha da kötü hissediyoruz. İçimizde “ben ne anlatıyorum bu ne anlatıyor zaten canım sıkkın, bunun nesine şükredeyim?” tarzı düşünceler oluşmaya başlıyor.

Hiç düşündünüz mü acaba bu neden oluyor?

Söylenen şey yanlış değil, sonuçta her zaman daha kötü bir durum olabilir. Hatta bu açıdan bakınca söylenen doğru bile diyebiliriz. Ama işimize yaramıyor. Ve işimize yaramadığı gibi, bazen tam tersi etki de yapabiliyor. İçimizde zaten var olan o duyguya bir de suçluluk duygusu eklenmiş oluyor. "Neden şükretmiyorum ki? Aman sanki şükret diyen benim yaşadığımı yaşasa şükredebilecek mi?" soruları geliyor. Her türlü bir şeyler eksikmiş gibi hissediyoruz.

Minnettarlık böyle bir şey işte. Kulağa basit geliyor, ama içine girince işler karmaşıklaşmaya başlıyor.

Bu yazıda minnettarlığın neden zorla üretilemiyor olduğunu, gerçek minnettarlığın nasıl hissettirdiğini ve bu ikisi arasındaki farkı felsefi ve bilimsel açıdan incelemeye çalışacağız.


Felsefi ve Bilimsel Arka Plan

Felsefi perspektif:

Cicero, minnettarlık için çarpıcı bir şey söylüyor: "Minnettarlık yalnızca en büyük erdem değil, tüm diğer erdemlerin anasıdır." (1*)

Ama burada dikkat etmemiz gereken bir şey var. Cicero'nun kastettiği minnettarlık, zorla üretilen bir his değil. İçten gelen, gerçek bir farkındalıktan doğan bir duruş.

Marcus Aurelius'un pratiği bu konuda çok daha somut bir yol gösteriyor. Stoacıların negatif görselleştirme dediği bir şey var. Sahip olduklarını zihninde bir an kaybettiğini hayal ediyorsun. Sevdiğin insanlar, sağlığın, günlük hayatının küçük ayrıntıları. Ve sonra hâlâ yanında olduklarını görüyorsun. (2*)

Bunu zorunlu şükran olarak görmemek lazım. Beyin sürekli deneyimlediği şeyleri standart hale getirip sıradanlaştırıyor. Negatif görselleştirme ise bu sıradanlaştığı için şükretmekten uzaklaştığımız şeyleri yeniden görünür kılarak şükretmeye değer olduklarını hatırlamamıza yardımcı oluyor.

Marcus Aurelius kısaca şöyle diyor: "Sahip olduğun şeylerin değerini bil; onları kaybettiğinde, kaybetmemiş olmayı ne kadar isteyeceğini düşün."

Stoacıların "amor fati" kavramı da buraya bağlanıyor. Olanı sevmek. Ama bu her şeyin harika olduğunu söylemek değil, olanla dürüst bir ilişki kurmak demek. Acıyı görmezden gelerek şükretmek değil, acının içinde bile bir şeyler görebilerek hala şükredebilmek.


Bilimsel perspektif:

Robert Emmons, minnettarlık üzerine yaptığı araştırmalarla bu alanın en önemli isimlerinden biri haline geldi. Düzenli tutulan minnettarlık günlüklerinin depresyonu azalttığını, uyku kalitesini artırdığını ve bağışıklık sistemini güçlendirdiğini ortaya koydu. (3*)

Nörobilim tarafında ise şunu görüyoruz: gerçek minnettarlık dopamin ve serotonin salgılanmasını tetikliyor, prefrontal korteksi aktive ediyor. Yani hem duygusal hem de bilişsel olarak beyne iyi geliyor.

Rick Hanson'ın "negativity bias" kavramı da işin evrimsel boyutunu açıklıyor. Beynimiz olumsuz düşüncelere, olumlu düşüncelerden 3 ila 5 kat daha fazla ağırlık veriyor. Bu bir tasarım hatası değil, hayatta kalma mekanizması. Tehlikeleri görmek eskiden bizi canlı tutuyordu, dolayısıyla beynimiz buna göre evrimleşti. Ama modern hayatta bu mekanizma çoğu zaman aleyhimize çalışıyor. (4*)

Minnettarlık pratiği bu dengeyi bilinçli olarak düzeltmeye yardım ediyor.

Ama işte kritik nokta burada: zorla üretilen minnettarlık bu etkileri yaratmıyor. Araştırmalar net. "Şükretmem gerekiyor" diye kafayı zorladığımızda beyin bunu bir görev olarak işliyor. Bastırma mekanizması devreye giriyor. Ve paradoks ortaya çıkıyor: ne kadar zorla şükretmeye çalışırsak, o kadar uzaklaşıyoruz gerçek minnettarlıktan.


Toplumsal ve kültürel etkiler:

Türk kültüründe "şükret" yüklü bir kelime. Hem dinî hem kültürel katmanları var. Ve çoğu zaman bir karşılaştırmayla geliyor: "Başkalarının haline bak." "Daha kötüsü de olabilirdi." "Şikayet etme, nimeti var."

Bu cümleler iyi niyetle söyleniyor. Ama etkisi çoğu zaman tam tersi oluyor. Kendi acımızı küçümsememize neden oluyor. Hissettiğimiz şeyi hissetmeye hakkımız olmadığını düşünmeye başlıyoruz. Ve bu bastırma, uzun vadede içimizde birikmeye devam ediyor.

Sosyal medyada ise minnettarlık bambaşka bir şeye dönüşmüş durumda. #Blessed kültürü diye bir şey türedi. Her şeyin güzel göründüğü, minnettarlığın bir performans gibi sunulduğu bir sanal alan. Orada görülen minnettarlık çoğu zaman içeriden gelmiyor, dışarıya gösterilmek için, etkileşim almak için üretiliyor.

Ve ikisi de sonunda aynı tuzağa düşüyor: minnettarlığı zorla üretmeye çalışmak, gerçek minnettarlığın tam karşısında duran bir şey.


Gerçek Problem ve Çözüm Önerileri

Gerçek problem şu: minnettarlık bir araç olarak kullanıldığında, yani "şükret ki geçsin" modunda, gerçek duygularımızın üstüne bir örtü örtmüş oluyoruz.

Acımızı görmezden geliyoruz. Zorluğu küçümsüyoruz. Kısa vadede rahatlatıcı görünüyor bu. Ama uzun vadede hiçbir şey çözülmüyor, sadece erteleniyor.

Gerçek minnettarlık ise tam tersine, önce kötüyü görmekten geçiyor. Acıyı inkâr etmeden, zorluğu küçümsemeden ve buna rağmen, hatta bazen bununla birlikte güzeli de görebilmek.

Bu ince ama kritik bir fark.

Benim için bu farkı anlamak zaman aldı. "Minnettarlık hissedeyim" diye zorladığım zamanlar oldu. İşe yaramadı. Sonradan gördüm ki minnettarlık bir performans değil, bir farkındalık pratiği. Ve farkındalık zorlamayla değil, dikkatle geliyor.


Yine kendim için hazırladığım bu pratikleri sizinle paylaşmak istiyorum:

Zorla değil, fark ederek. 

"Şükrediyorum" cümlesini kurmak yerine dikkatini gerçekten fark ettiğin küçük bir ana yönlendirip orada tutmak. Sabah kahvenin kokusu, birinin güler yüzü, tamamlanan küçük bir iş. Bunlar yaşanırken hızla geçip gitmek yerine bir an içinde kalmak. Küçük görünüyor ama etkisi büyük.

Negatif görselleştirme. 

Marcus Aurelius'un pratiği bu. Sahip olduklarını zihninde bir an kaybettiğini hayal et, sonra hâlâ orada olduklarını gör. Yas tutmak için değil, sıradanlaşmış olanı yeniden görmek için.

Minnettarlık günlüğü (ama dikkat ederek). 

Bir günlük oluşturup bize iyi hissettiren küçük anları not etmek güzel bir egzersiz. Ama bunu yaparken tekrara düşen şeyleri yazmamaya çalışmakta fayda var.

Her gün aynı şeyleri yazmak zamanla etkisini yitiriyor. Beyin tekrarı önemsizleştiriyor. Farklı şeyler, farklı detaylar, farklı anlar. Önemli olan çok şükrettiğimizi ispatlamak değil, gönülden şükrettiğimiz küçük anları not alarak görünür kılmak.

Acıyla minnettarlığı bir arada tutmak. 

Başımıza gelen her kötü durum bize bir tecrübe kazandırır. En azından o zorluğu yaşamanın ne demek olduğunu, üzülerek de olsa, öğrenmiş oluruz. Bu durumda "Bu dönem zordu ve şunu öğretti." "Bu ilişki bitti ve bana şunu verdi." gibi düşünmek bize hala şükredebileceğimiz bir kapı aralar. Acıyı, zorluğu ve minnettarlığı aynı anda taşıyabilmek, bence minnettarlığın en olgun hali.


Minnettarlık bir his değil, bir pratik.

Ve zorla üretilemez.

Gerçek minnettarlık acıyı görmezden gelmekten değil, acıyla birlikte güzeli de görebilmekten geçiyor. Cicero'nun dediği gibi tüm erdemlerin anasıysa eğer, onu besleyen şey de bu dürüstlük.

"Şükret" dediğimizde aslında ne istiyoruz? Muhtemelen karşımızdakinin kendini daha iyi hissetmesini. Ama o his dayatılamazsa, içeriden gelmesi gerekiyorsa, belki yapabileceğimiz en iyi şey ona "ne hissediyorsun?" diye sormak.

Hazır sormak demişken ben de sana bir soru bırakmak istiyorum:

En son ne zaman gerçekten, sadece kendin için, kimse görmese de sana gerçekten iyi geldiği için minnettar hissettin?

Bir sonraki yazıda görüşmek üzere.

O zamana kadar sevgiyle kalın.


Kaynakça ve İlham Alınan Metinler

(1*) Cicero, De Officiis

(2*) Marcus Aurelius, Günlükler

(3*) Robert Emmons, Thanks! How the New Science of Gratitude Can Make You Happier

(4*) Rick Hanson, Hardwiring Happiness

Başarıyla abone oldunuz: Cenk Ebret Personal Website
Harika! Ardından, tüm premium içeriğe tam erişim için ödemeyi tamamlayın.
Hata! Kayıt olunamadı. Geçersiz bağlantı.
Tekrar hoş geldiniz! Başarıyla giriş yaptınız.
Hata! Giriş yapılamadı. Lütfen tekrar deneyin.
Başarılı! Hesabınız tamamen etkinleştirildi, artık tüm içeriğe erişiminiz var.
Hata! Stripe ödemesi başarısız oldu.
Başarılı! Fatura bilgileriniz güncellendi.
Hata! Fatura bilgisi güncellemesi başarısız oldu.