Kusur, Farkındalık, Tekrar, İstikrar

Bu aralar gitar ile mi kendim ile mi bilmem, biraz kafayı bozdum. Bazı yazılarda arada bu konuya değiniyorum, takipçilerim fark etmiştir. Son fark ettiğim şey şu oldu: bazı şarkılar doğal olarak zor. Tekniği biliyorum, yavaş çalmam ve kas hafızama oturtmak lazım ki o şarkıyı iyi çalabileyim. Bunları bilmeme rağmen biraz kusurumu fark ettiğim anlar artınca, bırakıveriyorum hemen o şarkıya çalışmayı. Böyle olunca ne oluyor, çoğu şarkıyı yarım yamalak çalabilmiş oluyorum ama tam anlamıyla baştan sona müthiş bir çalış icra edemiyorum.

Neyse burada tüm gitar hikâyemi anlatacak değilim ama kusur konusunda uygun olacağını düşündüğüm için paylaşmak istedim.

Kusurumu fark edince hemen çözemedim tabii, üstüne düşünmeye başladım: acaba her kusuru düzeltmek zorunda mıyız?


Öncelikle şunu kabul etmek lazım ki mükemmel diye bir şey yok.

Ne bir insan, ne bir iş, ne bir eser. Hepsinde bir eksik, bir pürüz, bir sapma illaki oluyor. Ama bize kusur çocukluğumuzdan beri hep düzeltilmesi gereken bir şey olarak öğretildi. Hep aynı döngü. Hatanı bul, düzelt, bir daha yapma.

Oysa kusur çoğu zaman sadece standarttan sapmaya yol açan bir farklılık. Ve sapmanın kendisi tek başına kötü bir şey değil.

Japon estetiğinde buna wabi-sabi deniyor. Kusurlu, eksik ve geçici olanın güzelliği. Çatlak bir çanak, asimetrik bir kase, yıpranmış bir ahşap. Bu bakış açısında kusur gizlenmiyor, tam tersine görünür kılınıyor. Çünkü kusur o nesnenin hikâyesini taşıyor. (1*)

Bizim kültürümüzde de buna benzer bir anlatı var. Osmanlı'da bazı ustaların eserlerine bilerek küçük bir kusur bıraktığı söylenir, çünkü mükemmellik yalnızca Yaratan'a aittir. Bu anlatı ne kadar gerçek bilmiyorum ama içindeki fikir çok hoşuma gidiyor: kusur bir eksiklik değil, bir tevazu işareti olabiliyor.


Şimdi asıl soruya gelelim: madem her kusur düzeltilmesi gereken bir şey değil, o zaman hangisini düzelteceğiz, hangisini sahipleneceğiz?

Bence iki tür kusur var.

Bazı kusurlar bizi yavaşlatıyor, sınırlıyor, aynı duvara tekrar tekrar çarptırıyor. Benim gitardaki “sıkılıvermelerim” gibi. Kimse buna "Cenk’in gitar çalış tarzı" demiyor, bu sadece bir hata. Eğer iyi gitar çalabilmek istiyorsam düzeltmem gerekiyor.

Bazı kusurlar ise bizi biz yapıyor. Kimsede olmayan bir renk, bir doku, bir sapma. Bunlar sahiplenilecek olanlar.

Peki aradaki farkı nasıl anlayacağız?

Ben bu ayrıma varabilmek için kendime şu soruyu soruyorum: o kusur beni olduğumdan daha iyi bir yere götürüyor mu, yoksa bir yerde sabit kalmamı mı sağlıyor?

Götürüyorsa bunu imza olarak kabul edersem benim için daha iyi. Yerimde sabit tutuyorsa hata.


Şimdi biraz müzikten örnek vereyim, çünkü bu konu en net orada görünüyor.

Mesela Yıldız Tilbe'nin sesi biraz çatallı. Göksel'in sesi biraz ekstra buğulu. İkisini de klasik bir ses eğitmeninin karşısına çıkarsak belki "şurayı şöyle söyleyelim, burayı böyle düzeltelim" derdi. Çünkü teknik olarak baktığımızda bunlar birer sapma.

Ama düzeltmediler. O sesle söylemeye devam ettiler. Yıllarca, binlerce kez, sahne sahne, kayıt kayıt.

Ve o "kusur" bir noktadan sonra kusur olmaktan çıkıp imza oldu. Bugün o sesi radyoda duyar duymaz kim olduğunu biliyoruz. Adını görmemize bile gerek yok.

Burada gözden kaçan bir şey var bence. Kusuru imzaya çeviren şey kusurun kendisi değil. Üzerine binlerce kez gidilmesi.

Ham haldeyken kusur sadece bir pürüz. İşlendikçe karakter oluyor.


Ama aynı mekanizma ters yönde de çalışıyor. Ve burası biraz can sıkıcı.

Diyelim ki bir insan sürekli gideceği yerlere geç kalıyor olsun. Başta bu sadece bir davranış gibi görünüyor. Bir kere geç kaldı, iki kere geç kaldı, üç kere geç kaldı.

Ama tekrar ettikçe önce çevresi bunu bir özellik olarak görmeye başlıyor: "Boşver, o hep geç kalır zaten." Sonra kendisi de aynı cümleyi kurmaya başlıyor: "Ben böyleyim işte, ne yapayım."

Ve işte tam o an, davranış karaktere dönüşüyor.

Bu dönüşüm bence çok tehlikeli. Çünkü davranış değiştirilebilir bir şeydir ama karakter değiştirilemez gibi görünür. "Geç kalıyorum" ile "ben geç kalan biriyim" arasında kocaman bir fark var. Birincisinde bir eylem var, ikincisinde bir kader.

Psikolog Carol Dweck bu konuda uzun yıllar çalışmış. Ona göre insanlar kendi yetenekleri hakkında ya sabit bir zihniyete sahip oluyorlar ("ben böyleyim, değişmez") ya da gelişim zihniyetine ("bu şu an böyle ama geliştirebilirim"). Ve bu tek başına bir tutum farkı değil, gerçekten sonucu değiştiriyor. (2*)

Şarkıcının sesindeki kusur da tekrar ede ede kimliğe dönüşüyor, geç kalan insanın kusuru da. İkisi de aynı mekanizma.

Ama arada şu fark var: biri seçildi, diğeri seçilmedi. Biri işlendi, diğeri sadece pekişti.

Yani kusurun kimliğe dönüşmesi kaçınılmaz. Hangi kusurun dönüşeceğini seçmekse bize kalmış.


Farkındalık tam burada devreye giriyor.

Çünkü farkında olmadığımız bir kusur, bize sormadan bizi şekillendiriyor. Biz ekstra bir şey yapmıyoruz, o kendi kendine yerleşiyor, kök salıyor.

Farkına vardığımız an ise bir kapı açılıyor. Ve o kapının arkasında bir soru bizi bekliyor: bunu işleyip imzamız haline mi getireceğiz, yoksa üzerine gidip değiştirecek miyiz?

İkisi de aynı şeyi gerektiriyor: bir döngü. Fark etmek, bir hamle yapmak, sonucu görmek, sonuçtan memnunsak tekrar etmek, değilsek değiştirmek.

Aslında farkındalık olmadan da bir döngü var. Ama o döngü bizi hep aynı yere getiriyor. Farkındalıkla kurulan döngü ise her turda bizi biraz daha yukarı çıkarıyor. Aynı yerde dönüyor gibi görünse de aslında spiral bir merdiven gibi.


Bu arada tekrar konusuna dair çok sevdiğim bir fikir var, paylaşmadan geçmeyeyim.

Rus fizyolog Nikolai Bernstein, hareketi incelerken şunu fark etmiş: bir hareketi binlerce kez tekrar ettiğimizde aslında aynı hareketi tekrar etmiyoruz. Her seferinde aynı problemi biraz farklı biçimde yeniden çözüyoruz. Buna "tekrarsız tekrar" demiş. (3*)

Bu bana çok mantıklı geliyor. Gitarda aynı geçişi yüz kere çalıyorum ama hiçbiri diğerinin kopyası değil. Her seferinde parmaklarım biraz farklı bir yol buluyor. Ve o yolu bulma çabası, öğrenmenin kendisi zaten.

Yani tekrar dediğimiz şey kopyalamak değil. Her seferinde yeniden bulmak.


İstikrar da işte burada anlam kazanıyor.

Ne bir kusuru düzeltmek bir seferde oluyor, ne de bir kusur bir günde imzaya dönüşüyor. İkisi de aynı şeyi istiyor: uzun süre aynı yöne bakmayı.

Yıldız Tilbe bir gecede Yıldız Tilbe olmadı. Benim gitardaki “sıkılıvermelerim” de bir haftada düzelmeyecek.

Bence istikrar, motivasyonun bittiği yerde devam edebilme hali. Ve çoğu şey tam orada, motivasyonun bittiği yerde belirleniyor.


Yine kendim için hazırladığım bu pratikleri sizinle paylaşmak istiyorum:

Kendinde kusur saydığın bir şeyi al ve sor: bu beni bir yere götürüyor mu, yoksa bir yere mi sabitliyor?

Başkalarının sende eleştirdiği bir özelliği düşün. Gerçekten bir hata mı, yoksa sadece bir farklılık mı?

Kendinle ilgili "ben böyleyim" dediğin bir cümleyi yakala. O cümleyi "şu an böyle yapıyorum" diye yeniden kur ve nasıl hissettirdiğine bak.

Düzeltmeye çalıştığın bir kusur için "bunu kaç kez tekrar ettim" diye say. Belki henüz yeterince tekrar etmemişsindir.

Sahiplendiğin bir kusurun üzerine bilinçli git. Onu gizleme, işle.

Hayran olduğun birinin "kusurunu" bul. Muhtemelen onu o yapan şey odur.


Bu yazıyı yazarken şunu fark ettim: yıllarca kendimde düzeltmeye çalıştığım bazı şeyler var ve galiba bir kısmı hiç düzeltilecek şeyler değildi.

Bir kısmı gerçekten hataydı, üzerine gitmem gerekiyordu. Ama bir kısmı sadece benim yolumdu. Ve onları düzeltmeye çalıştığım her seferinde, aslında kendimi biraz siliyordum.

Şimdi ayırt etmeye çalışıyorum. Her zaman doğru bilemiyorum tabii. Ama en azından doğru soruyu soruyorum artık.


Sana da sormak istiyorum: Yıllardır düzeltmeye çalıştığın bir kusurun var mı? Peki emin misin, gerçekten düzeltilmesi mi gerekiyor, yoksa sadece henüz yeterince işlemedin mi?

Bir sonraki yazıda görüşmek üzere. O zamana kadar sevgiyle kalın.


(1*) Leonard Koren, Wabi-Sabi for Artists, Designers, Poets & Philosophers (1994)
(2*) Carol S. Dweck, Mindset: The New Psychology of Success (2006)
(3*) Nikolai A. Bernstein, The Co-ordination and Regulation of Movements (1967)

Başarıyla abone oldunuz: Cenk Ebret Personal Website
Harika! Ardından, tüm premium içeriğe tam erişim için ödemeyi tamamlayın.
Hata! Kayıt olunamadı. Geçersiz bağlantı.
Tekrar hoş geldiniz! Başarıyla giriş yaptınız.
Hata! Giriş yapılamadı. Lütfen tekrar deneyin.
Başarılı! Hesabınız tamamen etkinleştirildi, artık tüm içeriğe erişiminiz var.
Hata! Stripe ödemesi başarısız oldu.
Başarılı! Fatura bilgileriniz güncellendi.
Hata! Fatura bilgisi güncellemesi başarısız oldu.