Mutluluk Nedir ve Gerçekten Ulaşılabilir mi?

Geçen gün notlarımdaki “Aforizmalar” başlıklı klasöre şöyle bir not ekledim:

İnsanın yaşadığı, ancak ona hiçbir şey öğretmeyen her his, onun kendine yaptığı bir zulümdür.

Bu da beni, “Blog yazıları yazsam ya, şu beynimi kurcalayıp duran şeyleri bir döksem” düşüncesine itti.

Web sitemi yeniledim, eski birkaç yazımı ekledim, sonra da tembellikten vazgeçip bu yazıyı yazmaya karar verdim.

Bilemiyorum, belki bu his herkesin içinde vardır, ama belki de olmayabilir. Yasal uyarımı da yaptığıma göre size sorabilirim mesela.

Bir kere yaşayacağız, sonra öleceğiz. Zaten “Dünyaya neden geldik?”, “Varoluşumuzun gerçek nedeni nedir?” gibi düşüncelerle boğuşurken buluyor musunuz siz de bazen kendinizi?

Sizi bilmediğim için soruyorum ama kendimi biliyorum. Boğuşup duruyorum. Bu yazının amacı, biraz anlam kazanmak, biraz içimi dökmek, biraz da kendimle olan savaşımda avantajlı bir duruma geçebilmek.

Bunun yanı sıra, insan da sosyal bir varlıktır. Kendi içimizdeki yaklaşımlarımızı birbirimizle paylaştıkça daha fazla birlik içinde olacağımızı ve birbirimizi de ileri taşıyacağımızı düşünüyorum. O yüzden buradayım.

Hatta belki bir süre sonra burada yayımladığım yazıları bir kitaba dönüştürmek isteyebilirim, belki istemeyebilirim, bilmiyorum.

Göreceğiz.

Baştaki soruya tekrar dönecek olursak: Neden varız abi? Ne oluyor? Nereye gidiyoruz? Tek bildiğimiz sonunda öleceğimiz. Fakat şöyle bir sıkıntı var: Ölmedik ki. Yaşıyoruz!

Ee, ne yapacağız şimdi? “Yaşıyoruz işte, sal bizi bi’, gidelim, derdimiz bize yetiyor zaten.” dediğinizi de duyar gibiyim ama duymamazlıktan geliyorum.

Değinmeye çalıştığım mevzu şu: Hepimizin başına olmadık şeyler geliyor. Kimini sevdiği terk ediyor, kiminin çocukluk travması var, kiminin yakını vefat etmiş, öbürü hasta olmuş, diğerinin maddi durumu iyi değil, falan filan…

Bunlar değersiz, üstüne düşünmeye, hissetmeye, üzülmeye, ağlamaya değmez şeylerdir demiyorum, yanlış anlaşılma olmasın.

Demeye çalıştığım şey şu: Hayat hepimizin ortak olarak sahip olduğu bir şey. Hepimiz hayattayız, yani onu bir sabit sayı olarak alalım.

100 olsun mesela, yaşayacağımız süre. Sıfır ile yüz arasında bir süre yaşayacak olalım.

Mutluluğu ve mutsuzluğu 0-100 arasında bir sayı olarak bu 100’ün içine sığdırmaya çalışalım.

Mutluluk %50, mutsuzluk %50—okey mi mesela, buna fit miyiz? İçinden “Fitiz.” diyen bazı mazoşistler aramızda olabilir.

Ben %100 mutlu ve huzurlu olmak isterim şahsen. Stres olmak istemem, aşırı kalp atışlarım olsun veya ne bileyim, damarlarım tıkansın falan da istemem.

Mümkünse mutluluğum %100 olsun isterim. Bunu sadece kendim için de istemem. Herkes için isterim. Hatta her canlı için isterim.

Peki bu mümkün mü? En azından benim için değil. Çünkü 39 yaşındayım ve 39 yılımın % kaçını mutlu geçirdim? diye sorsanız, %70 çıkarsa sevinirim.

Bu kadar bıdı bıdı konuşmama rağmen zaman aralığını ne kadar limitlersem limitleyeyim, bu gerçek değişmiyor.

Mesela 2025’i ele alırsak, bunu %70’in üstüne çıkardığımdan eminim. Ama misal 2005’i ele alırsam, o zamanlar %50 falan anca mutluyumdur.

Diyeceğim o ki, toplam hayat %100 ise ben şimdiye kadar yaşadığım kısmının en az %40’ını mutsuz geçirmişimdir diyebilirim.

Bu da kalan hayatımı da hesaba katarsak totalde %25’e falan denk gelir. Ki o da hiç mutsuz olmazsam!

Yav, olur mu öyle şey? Tabii ki olmaz.

Ama beni bunu denemeye çalışmaktan kendimden başka ne alıkoyabilir? Hiçbir şey.

Hadi bakalım.

Peki bunu başarabilmek için nelere dikkat edebilirim?

Dem bu demdir, dem bu dem!

Hangi felsefi yaklaşıma bakarsanız bakın, hep bir “anı yaşamak” öğüdüne denk geliriz.

Acaba bu, öylesine üstünkörü geçilebilecek bir konu mudur? diye düşünelim.

Bunu düşünürken de belki şu şarkıyı dinleyebilir, ne kadar anda kalabildiğinizi test edebilirsiniz:

Döngüyü Kırmak İçin Bir Algoritma

Bir programcı refleksiyle, döngüsel olarak kendimizi bu cendereden nasıl çıkarabiliriz? diye düşündüm ve şöyle bir algoritma çıkarmıştım:

✅ Olanı kabul et.

✅ Tam olarak ne olduğunu anla.

✅ Daha iyi bir noktaya getirmek için var gücünle gayret et.

✅ Bu işlem başarılı da olsa, başarısız da olsa, yaşadığın her anlık his için tekrar başa dön. (Yani olanı kabul et ve tekrar aynı adımları takip et.)


Felsefi Bakış Açıları ile Mutluluk

1️⃣ Nietzsche’nin “Ebedi Dönüş” Fikri

Bir anlığına, yaşamın sonsuz bir döngü olduğunu varsayalım ve öyle kabul edelim. Sonsuz kere doğacaksın, sonsuz kere yaşayacaksın.

Verdiğin her karar, attığın her adım, yaşadığın sonsuz yaşamının her birinde tekrar yaşanacak olsun.

Şu an hissettiğin şekilde mi hissetmek isterdin, yoksa çok daha huzurlu ve mutlu mu olmak isterdin?

2️⃣ Stoacı Yaklaşım

Hayat, kontrolümüzde olanlar ve olmayanlardan ibarettir.

Mutluluğun yolu, dış koşullara bağlı görülmemesi, ancak içsel koşulların maksimum şekilde doğru yönetilmesi ile mümkündür.

Mantık örgüsü kapsamında yazmış olduğum döngüsel algoritmaya bakarsanız da bu akışı göreceksiniz.

Kontrol edebildiğimiz şeylere odaklanacağız.

Kontrolümüz dışında kalan şeylerle savaşmayı bırakacağız.

🔄 Olanı kabul edeceğiz.


Sonuç: Farkında Olmazsak Cehennemi, Farkında Olursak Cenneti Yaşarız

Yaşayacağız ve öleceğiz.

Kısıtlı bir yaşam süremiz var.

Eğer mutluluğu döngüsel hale getirebilirsek, cenneti hep beraber deneyimleyebiliriz.

Ama farkında olmadığımız döngüler bizi yönetirse, cehennemin içinde debelenip duracağız.

Peki siz hangi bakış açılarından faydalanıyorsunuz?

Bu konunun devamında mutluluk, bilinç ve bilinçaltı konularına değineceğim. Sonraki yazıda görüşmek üzere! 🚀

You've successfully subscribed to Cenk Ebret Personal Website
Great! Next, complete checkout to get full access to all premium content.
Error! Could not sign up. invalid link.
Welcome back! You've successfully signed in.
Error! Could not sign in. Please try again.
Success! Your account is fully activated, you now have access to all content.
Error! Stripe checkout failed.
Success! Your billing info is updated.
Error! Billing info update failed.