Olmayanla Barışabilmek, Olana Şükredebilmek…

Birkaç yıl önce bir projede aylarca süren bir geçiş çalışmasının parçasıydım. Eski bir sistemi yenisine taşıyacaktık. Aylarca test yazdık, olası her senaryoyu ince ince düşündük, "ya şu olursa" diye onlarca ihtimali önceden hesapladık. Geçiş gecesi geldiğinde elimizde koca bir plan vardı, adım adım, dakika dakika ne yapılacağını biliyorduk.

Gece yarısı geçişi başlattık. İlk birkaç adım sorunsuz geçti. Sonra hiç öngörmediğimiz bir şey oldu: bir üçüncü parti servis, biz test ederken hiç görmediğimiz bir şekilde davrandı. Aylarca hazırlandığımız plan, o gece saat dört gibi bir kenara kalktı, anlık kararlar almaya başladık. İş çözülmesine çözüldü, ama biz de bayağı bir zorlandık.

Sonra kendi kendime düşünmeye başladım… Bunca ay hazırlanmak boşuna mıydı? Hayır değildi. Ama şunu da gördüm ki ne kadar hazırlanırsak hazırlanalım, kontrol edemeyeceğimiz bir şeyin kalma ihtimali her zaman var. Hazırlık bizi güçlendiriyor ama o güç her şeyin garantisi olamayabiliyor.

Bunu normal karşılayabilmek o kadar basit bir şey değil. Çünkü hayatımızın büyük bir kısmını, elimizde olmayan şeyleri elimizdeymiş gibi yönetmeye çalışarak geçiriyoruz. Fark etmiyoruz bile.

Psikolog Ellen Langer 1975'te ilginç bir deney yapmış. İnsanlara piyango biletleri dağıtmış, bir kısmına biletleri kendi seçme şansı vermiş, bir kısmına da biletler rastgele verilmiş. Sonra bu biletleri geri satın almak istediğinde, kendi seçtiği bileti elinde tutanlar çok daha yüksek bir fiyat istemiş. (1*) İyi de ikisinin de kazanma ihtimali birebir aynı. Sadece seçim yapabilmiş olmaları, insanlara sonucu kontrol edebilecekleri hissini vermiş, bu da daha yüksek fiyat talep etmelerine sebep olmuş. Halbuki diğer biletlerden pahalı olmasını gerektirecek bir durum yok. İşte buna kontrol yanılsaması deniyor. Ve bu, sandığımızdan çok daha fazla hayatımızın içinde.


Diyelim ki havaalanındayız. Uçak iki saat rötar yaptı, anons yapıldı, artık elimizden hiçbir şey gelmiyor. Ama yine de bilet gişesine gidip "başka bir uçuş var mı" diye soruyoruz, sürekli tabloya bakıyoruz, telefonda uçuş takip uygulamasını yeniliyoruz. Tüm bunları yapmamız aslında hiçbir uçağı bir dakika bile erken indirmiyor. Ama bir şey "yapıyor" olmak bize sanki durumu biraz kontrol ediyormuşuz hissi veriyor.

İşte kontrol yanılsaması tam olarak bu. Elimizde olmayan bir şeyi, bir şeyler yaparak elimizdeymiş gibi hissetmeye çalışmak.


Peki neden bu yanılsamaya bu kadar ihtiyaç duyuyoruz?

Bence cevap basit: kontrol hissi bize güvenlik veriyor. Belirsizlik rahatsız edici, hatta bazen dayanılmaz. Zihnimiz de bu rahatsızlığı azaltmak için kontrol edemediğimiz şeyleri bile "yönetebiliyormuşuz" gibi bir hikaye kuruyor.

Psikolog Julian Rotter'ın "kontrol odağı" diye bir kavramı var. (2*) Bazı insanlar hayatlarındaki sonuçları kendi eylemlerine bağlıyor, buna içsel kontrol odağı deniyor. Bazıları da şansa ya da dış güçlere bağlıyor, buna dışsal kontrol odağı deniyor. İçsel kontrol odağı genelde daha sağlıklı bir motivasyon kaynağı. Ama aşırısı bir tuzağa dönüşüyor: kontrol edemeyeceğimiz şeyleri de üstlenmeye, işler ters gittiğinde kendimizi gereksiz yere suçlamaya başlıyoruz.

Yani madalyonun iki yüzü var burada.


Bir de kontrol ile planlama arasındaki farka değinmek lazım, çünkü sık karıştırılıyor.

Planlama, elimizdeki bilgiyle mantıklı bir yol çizmek. Yarın toplantı var, notlarımı hazırlarım. Bu sağlıklı.

Kontrol saplantısı ise farklı bir şey. O toplantının nasıl geçeceğini, karşımdakinin ne düşüneceğini, sonucun tam olarak ne olacağını zihnimde defalarca prova etmek, olası her senaryoyu önceden çözmeye çalışmak. Bu artık planlama değil, kaygıyı kontrolmüş gibi göstermeye çalışmak.

Aradaki fark şu bence: planlama elimdekiyle ilgili, kontrol saplantısı ise elimde olmayanla.


Ellen Langer'ın bir başka deneyi var, bu sefer psikolog Judith Rodin ile birlikte yapmışlar. 1976'da bir huzurevinde, sakinlerin bir kısmına küçük seçimler yapma imkânı vermişler. Mesela odalarını nasıl düzenleyeceklerine kendileri karar verebiliyorlar, bir saksı çiçeği verilip onu sulamaktan kendileri sorumlu oluyorlardı. Diğer gruba ise her şey personel tarafından yapılıyordu, hiçbir küçük seçim hakları yoktu. (3*)

Sonuç şaşırtıcı: küçük seçimler yapabilen grup, hem daha mutlu hem daha sağlıklı bulunmuş, hatta on sekiz ay sonra bu grubun ölüm oranı diğer gruba göre belirgin şekilde daha düşük çıkmış.

Bir çiçeği sulamak kadar küçük bir şey. Ama "elimde bir şey var" hissi, gerçekten hayat kurtarabiliyormuş.

Yani mesele kontrolün kendisini tamamen bırakmak değil. Mesele neyi gerçekten kontrol edebildiğimizi görüp, oraya enerji vermek.


Reinhold Niebuhr'un bir duası var, "Huzur Duası" diye bilinir: "Değiştiremeyeceğim şeyleri kabullenebilmem için sağduyu, değiştirebileceklerimi değiştirebilmem için cesaret, ve aralarındaki farkı anlayabilmem için bilgelik ver." (4*) Bu cümleyi ilk duyduğumda çok basit gelmişti, sonra fark ettim ki hayatın en zor kısmı zaten o "farkı anlayabilmek" kısmı.

Elimizde olanı bırakmak sorumsuzluk. Elimizde olmayanı bırakamamak ise bitmeyen bir yorgunluk. İkisi de bizi bir yere götürmüyor.


Bu, ilişkilerde de böyle işliyor bence. Bir çocuğu düşünelim mesela. Ne kadar iyi bir ebeveyn olursak olalım, onun kim olacağını, ne seveceğini, hangi kararları alacağını kontrol edemeyiz. Elimizde olan, ona sunduğumuz ortam ve sevgi. Kontrol saplantısına düştüğümüzde ise onu değil, kendi kaygımızı yönetmeye çalışıyoruz aslında. Bu hem bize hem çocuğa yorucu geliyor.

Aynı şey partnerle, arkadaşla, hatta iş arkadaşlarıyla ilişkilerde de geçerli. Başkasının ne düşüneceğini, nasıl tepki vereceğini kontrol edemeyiz. Edebileceğimiz tek şey kendi tavrımız ve niyetimiz.


Ama işin bir de ters tarafı var. Sadece geleceği kontrol etmeye çalışmıyoruz, şimdiki halimizi kabul etmekte de zorlanıyoruz. Elimizde olmayanı, eksik olanı, "olması gerekirken olmayanı" zihnimizde sürekli düzeltmeye çalışıyoruz. Bu da bir tür kontrol aslında. Sadece yönü farklı, geçmişe ya da eksikliğe dönük.

İşte tam burada iki kavram devreye giriyor: şükür ve hamd.

Şükür, başımıza gelen iyi bir şey için minnettar olmak. Bir başarı, bir sağlık haberi, bir güzellik. Bunlara şükretmek nispeten kolay, çünkü zaten istediğimiz şey gerçekleşmiş durumda.

Hamd daha derin bir yer. Başımıza kötü bir şey geldiğinde bile, o şeyin içinden çıkabilecek bir öğrenme, bir güzellik, bir anlam olabileceğini görüp yine de minnettar kalabilmek. Sonucu kontrol edemedik. Ama o sonuçtan ne çıkaracağımızı hâlâ seçebiliyoruz.

"Yaşam Güzeldir" filmini hatırlıyorum burada. Bir toplama kampında, kontrol edebileceği neredeyse hiçbir şey kalmamış bir baba, oğlunu korumak için her şeyi bir oyuna çeviriyor. Kontrol edemediği şeyi değiştiremiyor tabii. Ama oğluna aktardığı anlamı seçebiliyor. Bence hamd tam olarak bu.

Viktor Frankl da toplama kamplarındaki deneyiminden yola çıkarak neredeyse aynı şeyi yazmış: dış koşullarımızı kontrol edemeyiz, ama onlara nasıl bir anlam yükleyeceğimizi her zaman seçebiliriz. (5*)


Halil Cibran'ın "Ermiş" kitabında sevinç ve keder üzerine bir bölüm var. Şöyle diyor: "Sevincin en derini kederinle oturur senin yatağında." (6*) Yani ikisi ayrı şeyler değil aslında, aynı deneyimin iki yüzü. Belki hamd de tam bu ayrımı bulanıklaştırıyor. İyiyi kötüden keskin bir çizgiyle ayırmadan, ikisinden de bir şey çıkarabilmek.

Taoist Zhuangzi'nin wu wei dediği bir kavram var, o da benzer bir yere işaret ediyor: zorlamadan, akışa direnmeden hareket etmek. (7*) Ama bunu pasiflik sanmayalım, bilinçli bir razı oluş bu aslında.


Bilimsel tarafta da bir destek var neyse ki. Psikolog Robert Emmons'ın şükür üzerine yaptığı araştırmalar var, düzenli şükür pratiği yapan insanların öznel iyi oluşunun, uyku kalitesinin, hatta bağışıklık sisteminin bile olumlu etkilendiğini gösteriyor. (8*) Ama araştırmalarının bir kısmı özellikle şunu ortaya koyuyor: zor dönemlerden geçen insanlarda şükür, ki bu aslında hamd'e çok yakın bir hal, dayanıklılığı belirgin biçimde güçlendiriyor.

Yani hamd sadece manevi bir kavram değil. Ölçülebilir bir etkisi de varmış, kim bilebilirdi.


Bunu yazarken şunu fark ettim: kontrolü bırakmanın gerçek testi işler iyi giderken değil, kötü giderken geliyor. Kolay dönemde şükretmek kolay zaten. Zor dönemde hâlâ bir şey bulabilmek, asıl mesele orada.

Bir de şunu fark ettim: huzurevindeki o çiçek örneği hiç aklımdan çıkmadı. Demek ki büyük kontrolü bırakırken bile, küçük bir şeyi elimizde tutmak bizi ayakta tutabiliyor. Belki mesele hep büyük resmi çözmek değil, elimizdeki küçük şeye sahip çıkmak.


Yine kendim için hazırladığım bu pratikleri sizinle paylaşmak istiyorum:

Bugün endişelendiğin bir şeyi al, "bu benim elimde mi, değil mi?" diye ikiye ayır.

Elinde olmayan bir şey için ne kadar enerji harcadığını fark et, sadece fark et, hemen değiştirmeye çalışma.

Kendi küçük "çiçeğini" bul. Küçük ama tamamen senin kontrolünde olan bir şey seç ve ona sahip çık.

Günün sonunda o gün elinde olan üç şeyi say. Büyük küçük fark etmez. Bu şükür.

Geçmişte yaşadığın kötü bir olayı düşün, o olaydan ne öğrendiğini bul. Bu da hamd.

Şu an yaşadığın zor bir durumda "bunun içinde ne olabilir?" diye sor kendine.

"Olması gerekirdi" dediğin bir şeyi, "şu an böyle" diye yeniden söyle.


Sana sormak istiyorum: Hayatındaki en zor dönemi düşün. O dönemin içinden çıkan, şimdi minnettar olduğun bir şey var mı?

Bir sonraki yazıda görüşmek üzere. O zamana kadar sevgiyle kalın.


(1*) Ellen Langer, "The Illusion of Control" (1975)
(2*) Julian B. Rotter, "Generalized Expectancies for Internal Versus External Control of Reinforcement" (1966)
(3*) Ellen Langer & Judith Rodin, "The Effects of Choice and Enhanced Personal Responsibility for the Aged" (1976)
(4*) Reinhold Niebuhr, Huzur Duası (1930'lar)
(5*) Viktor Frankl, İnsanın Anlam Arayışı (1946)
(6*) Halil Cibran, Ermiş (1923)
(7*) Zhuangzi, Zhuangzi (MÖ 4. yüzyıl)
(8*) Robert A. Emmons, Thanks!: How the New Science of Gratitude Can Make You Happier (2007)

Başarıyla abone oldunuz: Cenk Ebret Personal Website
Harika! Ardından, tüm premium içeriğe tam erişim için ödemeyi tamamlayın.
Hata! Kayıt olunamadı. Geçersiz bağlantı.
Tekrar hoş geldiniz! Başarıyla giriş yaptınız.
Hata! Giriş yapılamadı. Lütfen tekrar deneyin.
Başarılı! Hesabınız tamamen etkinleştirildi, artık tüm içeriğe erişiminiz var.
Hata! Stripe ödemesi başarısız oldu.
Başarılı! Fatura bilgileriniz güncellendi.
Hata! Fatura bilgisi güncellemesi başarısız oldu.